canakkale_yolun_sonu225

Bu Çanakkale filmi başka!

PROF. Dr. Cengiz Kuday tarihe çok meraklıdır; iki amcası Çanakkale, babası da Cumhuriyet döneminde Hava Kuvvetleri şehididir.

Geniş arşivi ve bilgisi vardır. 10 gün kadar önce hocayla sohbet ederken ‘Çanakkale Yolun Sonu’ filmini merak ettiğini, “Bu sezon gösterilen Çanakkale filmlerini beğenmediğini” söyledi. “Keşke filmin yapımcısıyla tanışsaydım. Pek bilinmeyen bir konu var, onu işleseydi” dedi. Filmin yapımcısı Tolga Aydın’ı daha önce tanıdığımız için telefonla FN Metropolitan Hastanesi’ne davet ettik.

Hoca, “Seni daha önce tanısaydım araştırdığım bir öyküyü anlatabilirdim” dedi.

Prof. Kuday, “Yıl 1942, II. Dünya Savaşı tüm hızıyla sürüyor. Nazi Almanyası, Avrupa’nın dört bir yanını işgal etmiş... Rusya işgaline tek engel Stalingrad...” diye anlatıma başladı. Zaten bunu 5 yıl önce ‘Dürbünün ucundaki av’ diye Radikal’de yazmış...

canakkale_yolun_sonu

Özeti şu: II. Dünya Savaşı’nda Ruslar, Almanlara karşı ağır kayıplara uğruyorlar. Ruslar Vassili Zaitsev adlı bir keskin nişancı buluyorlar; bundan sonra Naziler başlarını dışarı çıkaramaz oluyorlar ve büyük kayıplar veriyorlar. Stalin kendisini ödüllendiriyor. Buna karşı Almanlar keskin bir nişancı arıyorlar; bir baron olan Major König’i buluyorlar. Vassili’yi durdurmak için Stalingrad’a getiriyorlar. Rus siperleri ölüm tarlasına dönüyor. Vassili ve König birkaç kez karşılaşıyor. Büyük kayıplardan sonra Vassili ölümü göze alan arkadaşının fedakârlığından faydalanarak König’i vuruyor.

Keskin nişancılar arasındaki düelloyu Vassili kazanıyor sonunda.

Yıl 1943, Almanlar diğer cephelerde yenilgiye uğramaya başlıyorlar ve Stalingrad’ı ele geçiremeden çekiliyorlar. Yaşanmış bir öykü bu, 2001’de Weisz, Haskins ve Ed Harris’in rol aldığı ‘Kapıdaki Düşman’ filmine de konu oluyor.

ÇANAKKALE NİŞANCILARI!

Evet.. ‘Tarih tekerrürden ibarettir’ deyimini anımsatırcasına, 90 yıl önceki Çanakkale destanında da benzer bir hikâye de yaşandığını aktarıyor Prof. Kuday... Avustralya ve İngiliz arşivlerinde yer aldığını, ancak Türk belgelerine ulaşılamadığını söylüyor Prof. Cengiz Kuday...

Çanakkale Savaşı sürüyor... Avustralyalı bir nişancı var: Billy Sing...

Türkler, sol kanatlarını bu nişancıdan temizlemek için muazzam hazırlık yapıyorlardı. (İngiliz bilgileri, Türk esirlerine ve ölenlerin anılarından yapılan tercümelere dayanıyor.) Billy Sing’i durdurmak isteyen Türklerin, Avustralyalıların ‘Feci Abdül (yakıştırma isim)’ dedikleri keskin bir nişancıları var... Kayıp veren Anzakların morali bozuk. Bunun da öyküsü uzun.

Hoca “1915’ten, 1942’ye uzanan, birbirinin benzeri iki öykü, acı günlerin izini taşıyor” diyor. Merakı artıyor. Feci Abdül kimdir diye? Gerçekten vurulan ‘Feci Abdül’ müydü? Bunları araştırırken farklı öykülerle de karşılaşıyor.

Bunlardan biri de ‘kadın keskin nişancı’ iddiası.

*** *** ***
AMERİKA’DA İZİNİ BULDU!

“1998 Philedelphia’da American Ass. Neurosurgical Congress dolayısıyla bulunduğum sırada eski kitaplar satan bir dükkânda 1917 baskısı bir kitap buldum. Kitabın adı The Nations at War, yazarı Willis Jhon Abbot. Kitapta bazı savaşlarla ilgili ilginç bilgiler var. Özellikle Gelibolu Savaşı’yla ilgili bölümler hayli ilginç. Bunlardan biri ‘Türk kadın keskin nişancı’... Kitapta yer alan bu öykü, o dönemlerde çıkan Fortnightly Review isimli mecmuadan alınmış. Anzak askerlerinin bir ileri harekâtında ele geçirilen esirlerden biri tamamen yeşilliklerle kamufle edilmiş bir Türk kadınıydı ve tüfeği, hal ve hareketleri kendisinin keskin nişancı olduğunu doğrular nitelikteydi. Çığlıklarla bağırıp kendisini müdafaa etmeye çalışan kadının keskin nişancılığını esirler de doğruluyordu. Bu konuda diğer bir belge 1916 yılında neşredilen Medical British Lancette mecmuasında. Gelibolu’da yaralanan ve kulağından tedavi olan bir asker hasta, bir Türk kadın nişancıyı nasıl öldürdüğünü anlatıyor. Buna benzer bir hikâyeyi daha ülkemizde ‘Ateş Arabaları’ adıyla sinemalarımızda gösterilen Oscar’lı bir filmde izlemiştik. Gelibolu Savaşları sırasında çok sayıda kurşunla vurulmuş, yeşillerle kamufle edilmiş bir Türk kadın nişancıyla ilgili sahne. Kim bilir, belgelerine henüz ulaşamadığımız daha ne ilginç öyküler var...”

“Cuma günü gösterime giren ‘Çanakkale; Yolun Sonu’ filminde bu sahneleri göreceksin hocam” diye yanıtladı Tolga Aydın... Evet “Baba ileride keskin nişancı olacak oğlu ‘Vassili’ye öğretiyor tek atışla hedefin nasıl vurulacağını; Çanakkale; Yolun Sonu’ndaysa Gürkan Uygun’un hayat verdiği ‘Muhsin’ öğretiyor. oğluna aynı şeyi...”

Çanakkale’de İngiliz keskin nişancıyı etkisiz hale getirmek ‘Muhsin’e kısmet oluyor.

Eleştirmen Ali Eyüboğlu “Film şimdiye kadar izlediğim yerli filmler arasında çatışma ve vurulma sahnelerinin en sahici yapım” diyor. Bir başka yorum da “Bu sezon izlenen Çanakkale filmleri içinde ‘sinema’ya en yakın olanı” deniliyor.

Buyurun ‘Çanakkale; Yolun Sonu’nu izleyin.

*** *** ***
GÜNÜN SÖZÜ

“Kendini ulusuna hizmet etmeye adayan siyasetçiye devlet adamı denir. Ulusun kendisine hizmet etmesi gerektiğini düşünen devlet adamına ise siyasetçi.”

(George Pompidou)

*** *** ***
OKUYUNUZ

Kaçak telefonların sorunu bu şekilde çözümlenemez!


KLONLANMIŞ cep telefonu kanunlara saygılı dürüst vatandaş ve cep telefonu bayilerinin cezalandırılması işlemidir. Bu işlem hiç bir suçu olmayan vatanadaşa ceza vermekten başka bir şey değildir.

BTK yetkilillerinin köşenizde yapmış olduğu açıklamadaki gibi klondan açılan bir cihazın başka bir no. ile çalıştırlması pratikte mümkün değildir.

Çünkü her no değiştirmede ithalatcı firmanın istediği evrak ve prosüdür vardır. Ayrıca BTK sayfasında İMEİ kontrolu yapıldığında ‘klonlu cihaz’ veya ‘Eşleştirilmiş cihaz’ olarak gözükdüğünden ikinci el olarak alım satımı söz konusu değildir.

Düşünün sim kartınız arızalandı diğer sim kartınız takacaksınız veya telefonu oğlunuza, kızınıza vereceksiniz yada ikinci el olarak satacaksınız kulanılacak numara için vs. vs. tekrar müracaat et bir haftaya yakın bekle; bu pratikte mümkün değildir.

Yetkililer sorunu çözdük diye boş laf etmesinler sorunu vatandaşı ekonomik kayba uğratarak çözmek çözüm değildir.

Kaçak telefonların önünü kesebilmnek için kolay yol seçilerek dürüst vatandaş ve bayiler cezalandırılmaktadır. Ayrıca yurt dışından geçici süre için ülkemize gelenlerde belli bir süreden sonra telefonlarını kullanamamaktadır. Bu Türkiye için büyük bir ayıptır. Büyük şirketler misafirlerini karşılarken bir adet de cep telefonu götürmektedirler. Varın yaratılan sahneyi siz düşünün.

Teknolojinin bu derece ilerlediği dönemde yapılan işlem her türlü hakkımıza haksızlıktır. Kaçakcılığı önleyemeyip, cezalandıramayıp dürüst kişilerin cezalandırılmasıdır. Ve büyük sayılacak bir ekonomik kayba yol açmaktadır. Çünki vatandaş ve bayiler çaresizlik içinde bu telefonları çöpe atmaktadırlar. M.Talat

KARASAKALOĞLU- Cep telefonu bayii

*** *** ***
‘Sevda Tepesi’ İstanbul’a hayırlı olsun artık!

İSTANBUL Boğazı’nın en güzel yerlerinden olan, Özal zamanında adeta özel yasa çıkarılarak Suudi Arabistan Kralı’na satılan halk arasında ‘Sevda Tepesi’ olarak bilinen yaklaşık 60 dönüm taşınmazın imara açılmasında sona gelindi.

15 Haziran 2012 tarihinde İBB Meclisi’nden CHP’nin büyük direnişine rağmen AKP’lilerin oyları ile geçen ve Boğaziçi Nazım İmar Planı’nda ‘Koruya katılacak alan’ olarak çivi dahi çakmanın mümkün olmadığı taşınmaza 3.600 m2 inşaat yapma izni verildi.

Bu karar, yasa gereği Başbakan’ın başkanlığında toplanan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu tarafından 22.10.2012 tarihinde onaylanarak, 28.11.2012 tarihinde İBB Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nde askıya çıkarılmıştır.

CHP’nin İBB Meclis üyeleri tarafından plana askı süresi içinde 24.12.2012 tarihinde itiraz edilmiştir. Bu itiraza yasal süresi içinde cevap verilmediği için CHP Meclis üyeleri plan tadilatının iptali için İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nin 2013/616 esas sayılı dosyası ile dava açılmıştır.

İBB Meclisi CHP Grubu, AKP’nin sayı üstünlüğüne dayanarak İBB Meclisi’nde hukuka, vicdana, planlama ilkelerine aykırı kararlarını yargıya taşımak için kurduğu izleme komisyonu aracılığı ile bugüne kadar 126 kararı yargıya taşıdık. Maalesef idare mahkemeleri, CHP’lilerin taşıdığı kaygıları taşımadığı için ‘Sudan bahanelerle’ başvuruların birçoğunu reddetmektedir.

Ama Sevda Tepesi, bu mücadelenin simge davalarında birisidir. İstanbul’un bu en güzel noktasında, tüm halka açık park, bahçe, günübirlik tesisler yapmak varken, Suudi Kralı’na satılması, şimdi de inşaat izni verilmesi kabul edilemez.

Av. Dr. Tuncer ÖZYAVUZ- CHP İBB Meclis üyesi, Anayasa Hukuku Uzmanı

*** *** ***
Azerbaycan vizesinin kalkmaması konusunda engel; İran...

HÜRRİYET’teki 13 Mart 2013 tarihli yazınızı okumuş bulunmaktayım ve bir hususta bilgilerimi size aktarmak isterim. Duyduğum kadarıyla Azerbaycan’a vizelerin kalkmaması konusunda engel İran konusudur. İran “Türkiye’ye vizeyi kaldırırsanız, İran’a da kaldırmak zorundasınız. Aksi takdirde, Nahçıvan ile Azerbaycan’ın diğer bölgelerini birbirine bağlayan ve İran topraklarından geçen yolu kapatırız” şeklinde bir söyleme sahip.

Bu yüzden Türkiye tarafı bu konuyu gündem dışına almak zorunda kalmış. Yazınızda okuduğum üzere okurunuz Azerbaycan’da yaşıyormuş, Konya’dan selamlarımı iletmek isterim kendisine.

Vehbi ÇETİN

*** *** ***
Hollanda’da eşcinsellik özendiriliyor!

HOLLANDA’dan This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.’dan ilginç bir haber:

Türkiye kökenli Hollandalı yazar Yavuz Nufel, Hollanda devletinin bazı Türk derneklerine ‘eşcinselliği Türkler arasında özendirmek’ için yüksek meblağda para verdiğini açıkladı. Nufel’in çarpıcı açıklaması Başbakan Erdoğan’ın Hollanda’ya 21 Mart’ta yapacağı ziyaret öncesi geniş yankı buldu.

Bu sözlere tepki gösterenler ise, Nufel, silahlı Halkın Kurtuluşu örgütünün Hollanda’daki derneği Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu’ndan (DİDF) olduğunu, bu örgütten ayrıldıktan sonra ‘dönek solcu’ olarak adlandırıldığını yazdılar.”

Başbakan’ın gezisi öncesinde Ankara’nın bu gelişmelerden haberi olması gerekiyor.

Yalçın BAYER - 17 Mart 2013 - Hürriyet

Son Yazılar