nazi_bayragi_amerikan_bayragi_birlikte_dalgalaniyor225

İmralı tutanaklarını kim sızdırdı lan!

Birinci Dünya Savaşı bitip de Avrupayı kurtarmış(!) olan ABD ordusu Almanya'yı işgal edince Nürenberg falan gibi mahkemeler kurdu.

Bu mahkemede senaryosu belli duruşmalar yapıldı ve bazı NAZİ generalleri asıldı-kesildi, müebbede veya ağır hapislere mahkûm edildi, vesaire...

O tantana arasında dünya basınının gözünden kaçırılan önemli olay, bazı birinci sınıf suçluların ABD tarafından himayeye alınması ve ülkeden kaçırılır gibi ABD'ye götürülmesidir. Bomba, füze vb. gibi savaş araçları icadedip üreterek NAZİ iktidarına yardımcı olmuş bilim adamlarının da içinde yeraldığı bu suçlular grubuna ABD'de mutlu kapılar açıldı... Hiç şüphesiz ki bunların arasında en önemli sayılması gerekenler, Propaganda Bakanı Göbels'in emrinde çalışan birinci sınıf propaganda uzmanlarıydı...

Bunlar, daha savaş başlamadan çok önce eğitimlerini almışlardı. Nitekim Almanya parlamento binasını kundaklayıp suçu komünistlerin üzerine atmaya kalkanlar da bunların arasındaydı; ama o tarihte henüz yargı erki tamamen ellerine geçmediği için olsa gerek, tutturamamışlardı. (Yüksek mahkeme yine de zihinsel özürlü bir masumun idamına karar verebilmişti). Bir şeyi yapıp suçu başkasına atma geleneği bu vesileyle yerleşmiştir. Meselâ kendi uçağını roketleyip düşmanı suçlamak veya ikiz kuleleri patlatıp Müslümanlara Haçlı Seferi açacağını ilân etmek gibi taktikler bu sürecin sonunda gelişmiştir...

ABD, ülkesine götürdüğü Alman uzmanlardan çok şey öğrendi ve kendi cehaletinin seviyesiyle ancak bu vesileyle yüzleşebildi.

Eski NAZİ uzmanlar, ABD'nin en üst düzey yetkililerini, "ABD'nin varlığını sürdürebilmesinin sadece Sovyetler Birliği'yle uzlaşmazlık/gerginlik süreciyle mümkün olabileceği"ne inandırdılar. "Soğuk Savaş" adını alacak olan anti-komünizm kaynaklı ünlü casuslar savaşı böyle başlatıldı... Böylece, savaşta Stalingrad önlerinde yokolan Alman Nazizmi, savaşını bir başka ülke (ABD) toprağından doğru sürdürme olanağı buldu. Her ikisi birlikte büyük bir propaganda silâhı meydana getirerek başta bilim adamları olmak üzere tüm aydınlarını, yüksek teknolojiyle birlikte dünyanın üzerine ateşlediler...

Tabii bizimki gibi Atatürk sonrasında 'ver-kurtul'cu politikaya dönen ülkelerde ise kapanmayacak yaralar açıldı: binlerce insan zindanlarda çürütülmek, işkencelerde sakat bırakılmak gibi davranışlarla karşılaştı. Bir başka deyişle, 2. Dünya Savaşı'nın taraflarından biri olan ABD-İngiltere işbirliği NATO vasıtasiyle topraklarımızda üslendi, diğer taraf olan Almanya ise bizim üzerimizden Rusya ile tarihî savaşını sürdürmüş oldu... Yani her iki taraf da savaşta nötr kalan Türkiye'yi?halkıyla birlikte?topyekûn cezalandırdı... Ayrıca unutmamak lâzımdır ki, 2. Dünya Savaşı sonrasında dünyadaki tüm Nazi işbirlikçileri çarşaf listeler halinde açıklanmış; sadece Türkiye hariç... Acaba Türkiye neyin nadasına bırakılmıştı diye o zaman da sorulmadı, bugün de sorulmamaktadır...

"Avrupa Birliğine girelim" sevdası nekadar ironik kalıyor, değil mi?..

Diğer yandan ABD'nin bu işlerdeki mazisini de es geçmemek gerekir. Abartılı veya sansasyonel?yalan?habercilikte kimse onların eline su dökememiştir. "Sarı Basın" kavramının 19. yüzyıldaki Amerikalılara ait olduğunu kaç kişi bilir; hele ki bugün, ödülünü almak için binlerce gazetecinin birbirini yediği Pulitzer'in ilk sahtekârlardan biri olduğunu?.. Dolayısiyle, savaş sonrasınındaki ABD-NAZİ işbirliği, yıllarca önce birbirini kaybetmiş olan ikizlerin mutlu bir tesadüfle rastlaşmasına benzetilebilir...

Dolayısiyle, yukarıdan beri anlattıklarımı dikkate alarak, eski Adalet Partisi Dışişleri bakanlarından İhsan Sabri Çağlayangil'in?harç bitip yapı paydos edildikten sonra?söylediği sözleri aktarmanın tam zamanıdır diye düşünüyorum. Bakan 1970'lerde mealen, "CIA gelmiş; altımı oymuş; kıpırdayamaz haldeyim..." demişti... O günlerden bugüne köprülerin altından çok sular aktı; maalesef şu anda kevgir gibiyiz... Buna rağmen, emperyalizmin dayattığı koşullarda "Kürt Açılımı" adiyle yapılmaya çalışılan görüşmelere ait resmî tutanaklar "basına sızdırılmış" deniyor. Günlerdir kanal-kanal, gazete-gazete dolaşıp duran bir kısım sorumsuz sorumlular 'sızdıran'ı arıyorlar. Yukarıdan beri anlattıklarım çerçevesinde artık bu işin bir 'sızdırma' olup olmadığına siz karar vereceksiniz...

NOT: Gençliğinde bir ara komünistliğe bulaştığını Hocam Muvaffak Şeref'ten duyduğum Çağlayangil'in de "kraldan fazla kralcı" olduğunu Dersim Olayları nedeniyle bir daha öğreniyoruz. O tarihlerde infaz görevlisi bir büyük polis olan muhterem, "Atatürk tutar da affeder" falan diyerek insanları alelacele astırmış... (Tarifi mümkün olmayan bu rezaleti, tüm ayrıntısiyle internetten görebilirsiniz).

Cumhur AKSEL - 10 Mart 2013
http://www.bakiselamlar.com/knb/

Son Yazılar