mustafa_kemal_geliyor225

Kemalizm'in gücüne şapka çıkarılır!

"Kemalizm, emperyalist boyunduruk altında olan yarısömürge ülkelerin devrimci milliyetçilerinin bir kurtuluş bayrağıdır."

"Kemalizm'e ruh veren, onu yaşatan, Milli Kurtuluşçuluğun (yani, antiemperyalist ve antifeodal) tavır alışıdır."

"Kemalizm, ülkemizde asker sivil aydın zümrenin geleceğini yansıtan, antiemperyalist ve antifeodal bir tavır alıştır. Bu yüzden Kemalizmin sağı solu olmaz."

"Kemalizm soldur, Milli Kurtuluşçuluktur, emperyalizme karşı bu zümrenin isyan bayrağıdır."

"Milli Kurtuluşçu bir tutum yansıtması açısından bizler sapına kadar Atatürkçüyüz. Onun Milli Kurtuluşçuluk bayrağını, hayatımız da dahil, her şeyimizi ortaya koyarak biz dalgalandırıyoruz."

Bu ifadeler bir Kemalist'e değil, Marksist-Leninist devrimci önder Mahir Çayan'a ait.

Mahir Çayan THKP savunmasında dönemin Atatürkçü geçinenlerini ise şöyle tanımlıyor:

"İhtilalci ve ihtilal kavramlarından, sadece sosyalist ve proletarya devrimini anlayan iddia makamı için 'Atatürk, elbette ki devrimci (ihtilalci) değildir; evrimcidir'. Bize ve tarihe göre meselenin bu izah tarzı en nazik deyimle; Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün tarihî kişiliğini ve O'nun eseri olan Anadolu İhtilali'ni hiç ama hiç anlamamanın somut belgesidir. Ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü bu şekilde değerlendirenler ne kadar Atatürkçülük iddiasında olurlarsa olsunlar; onların Atatürkçülüğü, "gardrop" Atatürkçülüğünden öteye gitmez."


Bugün 27 Şubat. Deniz Gezmiş'in doğum yıldönümü!

Asılmasaydı 66 yaşında olacaktı. Ama o "Önemli olan çok yaşamak değil, yaşadığı süre içinde, fazla şeyler yapabilmektir" sözüyle günümüzün yurtsever devrimcilerinin mücadelesine ışık tutuyor.

Deniz'ler 1968'de Samsun'dan Ankara'ya "Tam Bağımsız Türkiye için Mustafa Kemal Yürüyüşü" başlatmış ama daha yola çıkar çıkmaz engellenmişlerdi. Savunmasında şöyle diyordu Deniz:

"Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir."


Kemalizm'in ne olduğunu ırkçı şovenlerin, işbirlikçi liboşların ya da Kürtçülük kuyrukçusu solcu geçinen oportünistlerin yazdıklarından değil, gerçek yurtsever devrimcilerin dilinden anlamak gerekir. Kemalizm'in temellerini teşkil eden anti-emperyalist ve devrimci yapı 1950′lerden itibaren yıkılmaya, çökertilmeye çalışılıyor.

Son yıllarda bu çökertme çabaları, açık saldırılara dönüşmesine ve azgınlaşmasına rağmen Kemalizm'in temelleri sapasağlam duruyor.

Devletin tüm makamlarını kapmalarına, her karış alanını ellerinde tutmalarına rağmen hala açıkça tavır alamıyor, niyetlerini olduğu gibi ortaya koymaktan çekiniyor, onlarca yıldır yöntem edindikleri takiyeleri sürdürmek zorunda kalıyorlar.

Meclis'te Pensilvanya'daki nurcu şeyhini savunurken bile "Tamam, Türkiye şeyhler, müritler, meczuplar ülkesi olmayacaktır, eyvallah." demek zorunda kalıyorlar. Tek parti dönemine, İsmet İnönü'ye çamur atıyorlar ama Atatürk'ü eleştirmeye cesaret edemiyorlar. Amaçları İsmet İnönü'den başlayıp Atatürk'e gelmek ama bir türlü buna olanak bulamıyorlar. Dersim olaylarını kaşıyıp duruyorlar ama henüz Atatürk'e dil uzatamıyorlar. Bu durum Ergenekon tertiplerinden sonra ağzı kulaklarında olan 2. Cumhuriyetçi liboş takımının heveslerini kursaklarında bırakıyor.

Ellerinden gelse yeni anayasada Türk ismine yer vermedikleri gibi Atatürk ismini de ortadan kaldıracaklar, hatta mümkün olsa "Türkiye Cumhuriyeti"nin ismini bile değiştirecekler. Ancak korkuyorlar, kıvranıp duruyorlar. Halkın nabzını ölçmek için BDP'lileri Karadeniz gezisine çıkarıyorlar. Bu hassas ortamda PKK yanlılarının Karadeniz illerinde boy göstermesi bir anlamda halkı provoke etmekten farksız. Ama halkın tepkisini görmek istiyorlar, yoksa ne diye böylesi bir provoke etkinliğe girişsinler. Ve göreceklerini daha ilk 1-2 ilde görüyorlar. Büyük tepkilerle karşılanıyorlar, öyle ki tepkiler şiddete ve saldırılara dönüşüyor. Bu saldırıları tasvip etmek elbette mümkün değil. Fakat protestolar halkın müzakerelerden hoşnutsuzluğunu net olarak ortaya koyuyor. Ve etkinliği iptal edip dönmek zorunda kalıyorlar. Bu protestoların içinde AKP'lilerin de olması, AKP tabanında da bir hoşnutsuzluk olduğunu gösteriyor. Bunu gayet doğal karşılamak gerekir. Çünkü bütün AKP'lilerin ve AKP'ye oy vermiş olan %50'nin dalalet ve hıyanet içinde olduğunu düşünmek doğru değil. O kitle içinde önemli oranda yurtsever bir kesim var ve bu kesim gelişmeleri izlemektedir. Gerek alternatif bir parti olmayışı gerekse başbakana olan sevgilerinden hala sabırla desteklerini sürdürmekteler. Ancak bardak taştığı vakit, muhakkak ki o kitle de sessizliğini bozacak ve tepkisini gösterecektir.

Başbakanın ve AKP'nin kumaylarının asıl korktuğu da budur. Bu kitlenin partiden kopmaya başlaması, beraberinde partinin bölünmesini getirir ve ardından yeni bir merkez partisi gündeme gelebilir. Bu da AKP'nin oylarının ikiye bölünmesi ve iktidardan düşmesi demektir. Nitekim başbakan Mardin'deki konuşmasında "Her türden milliyetçiliği ayaklarımızın altına alıyoruz" demişken, gelen tepkiler karşısında geri adım atmak zorunda kalmış ve ırkçı milliyetçiliği kastettiğini öne sürmüştür. İktidarın ve başbakanın bu örnekte olduğu gibi birçok konuda "iki adım ileri bir adım geri" yöntemine mahkûm olmasının nedeni yurtseverlerdir, Atatürkçülerdir. Onların yüksek potansiyelidir.

İşte bu Kemalizm'in gücüdür. Yıllardır gazetecileri, yazarları, aydınları susturmaya çalıştılar. Türkan Saylan'ından Zekeriya Beyaz'ına varana kadar Kemalist olarak nitelendirdikleri insanların evlerine baskın yapıp korku imparatorluğunu kurmaya çalıştılar. Doğu Perinçek'leri, Yalçın Küçük'leri, Soner Yalçın'ları susturmaya çalıştılar. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar, başaramadılar. İleri demokrasi diyerek faşizan demokrasiyi yerleştirdiler. Savunmaları engellediler, konuşmaları önlediler, türküleri susturmaya yeltendiler, avukatları tutukladılar, aleyhlerinde dava açtılar. Tüm bunlara rağmen kimse susmadı, susturulamadı. Onlara ulusalcı, Kemalist diye saldırıldı, faşistmiş gibi gösterilmeye çalışıldılar. Ama yılmadılar, ezilmediler. Tersine daha yüksek sesle haykırdılar, daha fazla tepki verdiler, daha çok yazdılar, eylemlerini kesmediler ve Silivri tutsaklarını hiç yalnız bırakmadılar.

Yurtsever devrimciler bu yiğit Kemalistlerle omuz omuza olmayacak da, dinci faşistlerle, işbirlikçi liboşlarla, oportünist solcularla mı olacak?!

Kemalistleri alkışlıyor, şapka çıkartıyorum. Neticede kazanan yurtseverler olacaktır.

Azimli mücadelelerinde onlarla omuz omuza olmak en büyük onurdur.

Serdar Kaan KORKMAZGİL - 27 Şubat 2013
http://kemalistler.net/

Son Yazılar