tgb_logo1_kadre225

Herkes hesabını yeniden yapsın!

Geçmişe methiyeler düzmek için, edebiyat yapmak için okumuyoruz yıllardır Bursa Nutku'nu. Bursa Nutku, devrimci mücadele anlayışının manifestosudur ve bugünler içindir. Onu yaşadık 29 Ekim'de.

Bayram Eğlencesi Mi Yaptık?

Önceki Cumhuriyet kutlamalarından farkı vardı Seferberlik Buluşmasının. Atatürkçü, devrimci toplumsal kuvvetlerin gözünü kararttığı, karşı devrimci güçlere karşı direndiği ve atağa geçtiği tarihi bir gün yaşadık. Güce dönüşen bir coşku,zafer kazandıran bir kararlılık vardı Ulus’ta. Çünkü halk bayram eğlencesine gelmediğinin farkındaydı. Seferberliğe çağrı yapılmıştı. Millet mevziye girdiğinin, mücadele alanında bulunduğunun bilincindeydi. Emniyet tedbirlerini gören, gazı yiyen tek bir kişi dahi alanı terketmedi. Çarpıcı değil mi?

Peki halkın bu enerjisi nasıl oluştu ve hangi taleplerle geldi insanlar oraya?


Cumhuriyet programı etrafında birleşti millet 29 Ekim’de. Ulus’a gelen her bir kişi Atatürk Cumhuriyeti’nin alenen yıkıldığını görüyordu. ABD, Türkiye’yi hızla bölünme sürecine sokmuştu. Batı destekli terrör eliyle Türkiye dize getirilecekti ve AKP’nin anayasası ile bölünme resmiyet kazanacaktı. Alandaki kalabalığın ortak fikriydi bu. Herkes Suriye ile savaşa karşıydı. Laiklik yok ediliyordu. 4+4+4 ve İmam Hatip dönüşümleri son darbeydi. Öfke ve itirazlar bunaydı. AKP’nin toplumun her alanındaki baskıcı uygulamaları artık milletin tepesini attırmıştı. “Silivri Duvarları Yıkılsın” ortak şiardı. Ücretli kesimlerin, emekçilerin sürekli olarak mağdur edildiği ve iktidarın her fırsatta bu kesimlere şiddet ve korku salma yöntemlerini kullandığı gözle görülen bir gerçekti. Barikatları ezen kuvveti, işte bu siyasi birliktelik yarattı.

Yer Yerinden Oynadı, Dengeler Değişti!


Tarihsel dönüm noktaları böyledir. Seferberlik Buluşması da, bilinçlere etki eden bir eylemdi. Toplumsal güç dengelerini değiştiren bir olaydı. Tüm siyasi aktörleri, planlarını yeniden gözden geçirmeye iten sonuçları oldu. Bir örnek verelim. Aydınlık, Sözcü, Yeniçağ veya diğer yurtsever köşe yazarlarından biri değil; Radikal’den Koray Çalışkan bakın ne yazdı 31 Ekim’de: “Şimdi 29 Ekim’de olanlar bir milattır. AK Parti’nin inişinin de başlangıcı. Toplumlar karanlıkta yaşar. Yaşadıkları anı o anda göremezler. Tarihçiler geldikleri yeri aydınlatır. Siyasetçiler gidebilecekleri yeri yarım yamalak müjdeler. Anı ise gazeteciler flaşlar çakarak tasvir eder. 29 Ekim kutlamalarında böyle bir ani flaş patladı. Böyle  mitingleri her zaman eleştiren Taraf “Ankara’da Anıtkabir’e yürüyen vatandaşa müdahale edildi” diye yazdı. Sürmanşet!

Mustafa Akyol gibi muhafazakâr aydınlar ise “Kemalistleri savunacağım aklıma gelmezdi” dedi. Dünya siyasi tarihinde iktidarıyla yalnız kalan liderlerin başına sık gelen bir durum. Güç çarpması. Çarpılan da çarpıyor. Artık AK Parti’nin  yanında durmak ahlaken ve aklen daha maliyetli.” Öncelikle biz! Millet bilinç sıçraması yaşadı. Gücünün ayırdına vardı. Düğümün nasıl çözüleceğini anlamaya başladı. “Milli irade” palavralarıyla halkı edilgenleştiren, 3-5 yılda bir sandığa kağıt atan bir konumdan çıkmasına izin vermeyen, aslında onu kuklalaştıran sistemin sonuna gelmiş bulunuyoruz. Halk figüranlığı reddediyor, başrole soyunuyor. Yaşanan bilinç sıçraması işte budur. Bir özgüven ve cesaret patlaması yaşanıyor. Bugüne kadar karamsarlık içinde olan yurtsever köşe yazarlarına bakın, sevinç çığlıkları göreceksiniz. Hepsi AKP açısından “Sonun başlangıcı”ndan sözediyor. Ayrıca 40 kitle örgütünün ortak hareket etmiş olması, herkese  birlikteliğin önemini kavrattı. 29 Ekim sayesinde artık yan yana gelmek hem daha kolay, hem de daha büyük  birlikteliklere yol göründü.

Öte yandan, örgütlü bir gücün ve örgütlü bir önderliğin sihirli, tayin edici etkisini halk yeniden keşfetti. TGB’nin gördüğü büyük ilgi bunun bir göstergesidir. Millet bu örgütlü güce ve devrimci önderliğe güven  duymaktadır. TGB’ye yönelik basındaki sansür ise yıkılmıştır, karalama kampanyaları ise etkisini yitirmiştir. O evreyi geride bıraktık.

Pentagon’da, Brüksel’de, Bakanlıklar’da…

Ve diğerleri… Atlantik basınına bir göz atmanız yeterli. NYT’lar, Guardian’lar, BBC’ler, Süddeutsche Zeitung’lar… Emin olun şu anda Pentagon’da da, Brüksel’de de Genç Türkler konuşuluyor. Bakanlar Kurulunda TGB’nin masaya  yatırıldığından zaten kimsenin şüphesi yok. Yanlış hesapları Ulus’tan döndü, şimdi bacalarını korku sardı. Besbelli ki hesaplar yeniden yapılıyor, planlar güncelleniyor. Manzaraya bakın: Tayyip-Gül birbirine düştü, barikatları kimin  kaldırdığını tespit etmeye çalışıyorlar. Biri helikopterli adam görevlendiriyor, diğeri ise valinin peşinde. Yine de birinin dediği diğerininkini tutmuyor. O cephede telaş ve şaşkınlık var. Her an birileri, birilerinin kuyusunu kazabilir. Baksanıza Akif Beki, “İstihbarat gerekçesiyle engelleme girişimi hataydı, sertleşme onlara yaradı.” diyor. Ve telaşın yol açtığı bir saldırganlık da AKP’li basında ayyuka çıkmış durumda. Anarşi ve provokasyon yakıştırmalarından geçilmiyor. Mümtazer Türköne “Ankara’yı savaş alanına çevirdiler.” derken, Mehmet Barlas “2012’de 1960 koşulları yok.” tahlili yaparak  sakinleştirmeye çabalıyor arkadaşlarını. Fethullah cephesi ise izleme pozisyonunda. Zaman gazetesinin eylemi küçültme ve önemini saklama gayreti, endişeye işaret ediyor. Aştıklarını umdukları “ulusalcı dalgayı” tüm haşmetiyle görmüş olmanın verdiği bir iç sıkıntısı yaşanıyor cemaatte anlaşılan. Hürriyet, Milliyet, Vatan, Habertürk başta olmak üzere, bilumum holding medyası ise parmağını yalamış rüzgarın estiği yönü anlamaya çalışıyor. Her an tavır  değiştirebilirler. Cüneyt Özdemir “ulusalcılık adı konulmamış bir suçtu, dün adı konuldu sadece” yakıştırması yaparken, Murat Yetkin de “Erdoğan bindiği dalı kesiyor” uyarısında bulunuyor. Fatih Altaylı “Cumhuriyet’i kutlamak yasak, bu iş valiyi aşan bir işti” notunu düşerken aslında Ulus’ta yaşadıkları “mağlubiyeti”, AKP’nin hanesine yazıyor. Habertürk’ten Muharrem Sarıkaya “uzlaşının tükendiğini” kaydediyordu.

AKP’yi Nasıl Yıkacağımızı Anladık!

Kafa karışıklığı bitti, soru işaretleri ortadan kalktı. AKP’yi halk hareketinin kudretli gücü yıkacak. Ancak bunun tam olarak nasıl olacağı sorusuna daha fazla kafa yormak ve 29 Ekim’in önümüze koyduğu görevleri saptamak lazım. Milli bayramlarda, yani 19 Mayıs’ta ve 29 Ekim’de yukarıda sıraladığımız talepler doğrultusunda alanları doldurduk, AKP’yi salladık. Bundan sonrası için daha ileri mücadelelere, daha somut başarılara ihtiyacımız var. Taarruz dedik ya. Sorularla zihinleri açalım:

• Bölge kalkınma fonları, AB’nin yerel yönetim şartı, Batı destekli terörün “özerklik” propagandası derken, adım adım  “eyelet sistemi” dayatılıyor. Vatan toprağı, rant alanlarına bölünüyor ve uluslararası sermayenin kolay hazmetmesi için küçük lokmalar haline getiriliyor. AKP’nin “bölücü anayasası” ile bu planın tamamlanması hedefleniyor. Bu anayasa önerisi önümüzdeki aylarda Meclis’e gelecek. Peki oylamalar esnasında, işte o 29 Ekim’de tüm Türkiye’de ayağa kalkan milyonlar Ankara’ya aksa, bu sefer Birinci Meclis’e değil de Üçüncü (şimdiki) Meclis’e yürüse ne olur? Acaba oylama nasıl sonuçlanır?

• AKP yönetiminin şu anda Suriye’ye yönelik bir silahlı tertibe girişmesi, bir müdahaleye yeltenmesi çok zor görünüyor. Dünya dengeleri buna hiç elverişli değil. Buna rağmen ABD-AKP böyle bir çılgınlığa kalkıştığında, işte o 29 Ekim’de tüm Türkiye’de ayağa kalkan milyonlar Hatay’a aksa, mazlum milletlere siper olsa ne olur? TSK, AKP’yi mi dinler yoksa Türk Milleti’ni mi?

• Ergenekon tertibinde karar aşaması yaklaşıyor. Niyetleri gösteren bir emsal teşkil ediyor Balyoz kararları. Peki kararın açıklanacağı gün, işte o 29 Ekim’de tüm Türkiye’de ayağa kalkan milyonlar Silivri’ye aksa, kararlar ne yönde çıkar?

• Türkiye’deki sıcak para ekonomisinin er ya da geç varacağı yer ortada. O vakit geldiğinde… İşçiler, memurlar, eczacılar, doktorlar, öğretmenler… Onların meslek odaları ve sendikaları… Müjdeli kararı alsalar. Genel Grevi patlatsalar. Ve işte o 29 Ekim’de tüm Türkiye’de ayağa kalkan milyonlarla buluşsalar… Ne olur sizce?

Türkiye bu aşamaya gelmiştir, bilelim. 19 Mayıs’ta 250 bini beklemiyordu çoğumuz.  29 Ekim’deki büyük zaferi de pek çok kişi öngeremedi, şaşırdı. Şaşırmayalım! Tüm hazırlıklarımızı bu yeni döneme göre yapalım. Çünkü bu hareketi bundan böyle kimse durduramaz.

M. İlker YÜCEL (TGB Genel Başkanı) - 13 Kasım 2012
Kırmızı Beyaz Dergisi sayı 32

http://tgb.gen.tr/

Son Yazılar