turkiye_seninle_gurur_duyuyor4_225

Ne Ka Çok Kötülük O Ka Çok Oy!

“Kötülük Yaptıkça Oyu Artıyor!”

Erdoğan, AKP Kongresinde boğazını yırtarcasına bağırıyordu; “Şehitlerimizin hatırasını asla yere düşürmeyeceğiz!..”


Aynı salonda, binlerce yurttaşımızın kanını döken PKK ye ev sahipliği yapan, “Türkiye’ye bir kedi bile vermem” diyen Mesut Barzani, AKP kongresinin onur konuğuydu!..

Ve başbakan kürsüden inerken kürsüye gelen Barzani alkışlanıyordu:

“Türkiye Seninle Gurur Duyuyor!.. “

*** *** *** 

Halk doğru söyleyeni sevmiyor. Gerçekleri duymak istemiyor. Kim uyutursa, kim yalan söylerse, kim popülizm yaparsa, kim aldatırsa, kendisine kim kötülük yaparsa ona inanıyor. Hayranlık duyuyor, peşinden gidiyor!..

Hırsızlar, katiller, soyguncular, dolandırıcılar, müfteriler, din tüccarları, işbirlikçi uşaklar, vatan hainleri saygı ve itibar görüyor!..

DP, AP, ANAP ve AKP en baba yalanları söyleyerek, olmayacak vaatlerde bulunarak, iftira ve karalamalar yaparak iktidar oldular.

Cem Uzan gibi bir soyguncu, seçmenlerin % 7 sinin oyunu aldı. Jet Fadıl bağımsız milletvekili seçildi. Ağca, Halûk Kırcı, Abdullah çatlı gibi katiller baş üstünde taşındı.

En yağmacı, en talancı, en hain, en bencil, en zalimi sırtımızda taşımayı onur sayıyoruz. Ve o yüzden “Türkiye seninle gurur duyuyor “ diye bağırıyoruz!..

Bu tezahüratları duyan bütün kötüler de başa geçmek ve orada kalıp daha çok kötülük yapmak için yarışıyor!..

*** *** *** 

AKP; Türkiye siyasi bir kaos içindeyken, 2001 yılında kuruldu. Türkiye on yıl boyunca istikrarsız koalisyonlarla yönetilmişti. Ekonomik ve siyasal bunalım içindeydi. Mevcut partilerin hiç biri güven vermiyordu.

AKP; siyaseti düzenleyen iç ve dış güçler tarafından parlatıldı. Halk beklentileri karşılamayan koalisyon partilerini cezalandırdı. Ve 2002 genel seçimlerini AKP kazandı.

Oysa; AKP nin tüzüğünde, parti programında ve sözcülerinin söylemlerinde eskiye göre değişik bir şey yoktu. Değişen; “milli görüş” denilen (batıl dini görüş) tutarsız çizginin AKP adı altında emperyalizmle kucaklaşmasıydı…

Bazı dinozorlar hariç!

Onlar da Selamet’i kurdular.

*** *** *** 

Durum böyle olunca AKP lilerde tıpkı Erbakan gibi davrandılar. Onun taktiklerini uyguladılar. Verdikleri sözleri inkar ettiler. Yalan söylediler. Gizli amaçlar için gizli işler çevirdiler. Gerçekleri halktan sakladılar. Kendilerinden başka herkesi suçlu ilan ettiler. Muhalifleri cezaevine attılar. Medyayı baskı altına aldılar. Cumhuriyet kazanımlarını ortadan kaldırdılar. Orduyu, yargıyı, üniversiteleri, milli eğitimi, kamu gücünü, polisi zorla ele geçirdiler.

Ve ilginçtir ki; her seçimde de oyları arttı!..

*** *** *** 

Bu normal bir durum değildir.

Halkın, yalan-dolan-talandan ibaret olan bu kifayetsiz iktidardan hoşnut olmasını neye bağlayabiliriz?

“Bu iktidar dürüsttür, iyidir, doğrudur. Yalan-talan yok. Yağma-yolsuzluk-uğursuzluk yapmıyor. ABD nin emrinde değil. Türkiye’yi birlik ve bütünlük içinde tutuyor. Güvenliğimizi iyi sağlıyor…” diyebiliyor musunuz?..

Onca yaşanmışlığa, onca kötülüğe karşın, acaba hala iyimser olanlar var mıdır?

Belleğimi şöyle bir yokladım. Sayısız örnek içinde hemen anımsadıklarımdan bazılarını paylaşmak istiyorum:

*** *** *** 

Libya konusunda başbakan;

“Böyle saçmalık olabilir mi yaa!..Nato’nun ne işi var Libyada?.. “demişti.

Bir hafta sonra ise:

“Nato Libyaya, Libyanın Libyalılara ait olduğunu tesbit ve tescil için girmelidir. …bu müdahaleyi destekliyoruz… ”

Türkiye Nato’nun Libya’ya müdahalesine onay verdi. Gemilerini ve uçaklarını gönderdi. Bombardımanlara katıldı.

Böyle bir devlet adamı olur mu?

Böyle bir hükümet başkanına güvenilebilir mi?..

Türk seçmeni güveniyor!..

*** *** *** 

Erdoğan, kameralar karşısında; “tek din, tek dil” dedikten sonra eleştiriler yoğunlaştı.

Sonra, söylediklerini inkâr etti:

“Ne tek dil dedim. Ne tek din dedim. Hiçbir yerde böyle bir ifadem yoktur. Bunlar yalan makinesidir!.. “

Tayyip’tir, ne söylese yeridir, mi diyeceğiz?..

*** *** *** 

Füze kalkanı kurulurken:

“Komuta Türkiye”de olacak!.. “

ABD tesisi kurdu. Kontrolü eline aldı.

Tayyip:

“Komutanın Nato’da olması gerekir!.. “

Hani ABD üssü değildi. Düğme Türkiye’de olacaktı?

Al bir kaya…

*** *** *** 

1990 lı yılların başı. Tayyip Erdoğan partililere sesleniyor:

“Avrupa Topluluğuna zaten girmeyeceğiz. Keramet ehli değilim. Onlar Hristiyan Katolik devletler birliğidir. Onların dinini kabul etmediğimiz sürece zaten bizi kabul etmeyecekler… “

Yıl 2004. Aralık ayının 17 si.

Avrupa Birliği’ne giriyoruz diye, başbakan ve bakanlar otobüslerin üzerine çıkarak, Ankara’nın Kızılay alanında halkı selamladılar. Havai fişekler atılarak şenlikler yapıldı. Türkiye bile bile kandırıldı. AB ile yapılan anlaşmanın ne kadar iyi olduğu ballandıra ballandıra günlerce anlatıldı.

Eleştirenlere hakaretler yağdırıldı.

Propaganda olsun da, varsın yalan olsun…

*** *** *** 

Tayyip’in ünlü sözlerindendir.

““Hem laik hem Müslüman olunmaz!.. “

Laiklik siyasete dinin bulaştırılmamasıdır. Kirletilmemesidir. Yalan-dolana-talana alet edilmemesidir.

Gerçek dindarlar laik olur.

Gerçek dindar olmayan da işte böyle din sömürüsü yapar.

Üstelik kimin dindar, kimin dindar olmaması Tayyip’i hiç ilgilendirmez. Bölücülüktür, ayrımcılıktır.

*** *** *** 

Doğu Türkistan için demeç veriyor:

“Türklerin Çin polisince gösteriler sırasında öldürülmesi bir soykırımdır!.. “

Sonra Sudan’da yüzbinlerce insanın öldürülmesinden sorumlu olan El Beşir’e sahip çıkıyor:

“Gittim gördüm. Darfurda soykırım olmamıştır. Müslümanlar soykırım yapmaz!. “(2009)

Tayyip, işine geleni, aklına geleni söylüyor. Kimse de hiçbir çelişki konusunda soru sormaya cesaret edemiyor! Sorsalar, fırçayı yiyecekler. Bir de işlerinden olacaklar. Belki de gazeteleri ya da televizyonları kapatılacak!..

Başbakan daha sonra bu konudaki fikrini bir kez daha değiştirdi:

“Soykırımlara siyasetçiler karar vermezler. Bu tarihçilerin işidir.(2010)

Oysa soykırım kararı tarihçilerin işi de değildir. Birleşmiş milletlerin vereceği kararlara bağlıdır.

Sonuç: El Beşir hakkında soykırım suçundan uluslararası yakalama ve yargılama kararı alınmıştır.

Tayyip’e göre ise masum bir dosttur.

*** *** *** 

Irak savaşı:

“Tezkerenin geçmesi için elimizden gelen her şeyi yapacağız.(2003)

Aynı yıl Iraktaki katliamcı ABD askerleri için şöyle dua ettiğini Bush’a şöyle bildirmişti:

“Kahraman ABD askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için dua ediyorum… “

İsrail’le arası bozuldu. Arka planda işbirliği sürerken hepimizin beğendiği bir demeç patlattı:

“Ortadoğuyu kana bulayıp,günahsız insanları, kadın, çocuk yok edenlere hiçbir şartta olumlu bakamayız. “

Peki; ABD kana bulayınca, çok kullandığın camileri yıkıp, çoluk çocuğun ırzına geçip katledince, neden böyle bir demeç vermedin?

Bir öyle, bir böyle!..

Tutarsız, kararsız, bencil, kendini dev aynasında gören, pusulasını şaşırmış bir başbakan.

*** *** *** 

Uluslararası basın Enstitüsüne demeç:

“Türkiye’de basın özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü konusunda reform niteliğinde adımlar atılmıştır..”

Oysa; Türkiye basın ve düşünce özgürlüğü konusunda hiçbir dönemde bu kadar kötü olmamıştır…

*** *** *** 

AKP; 2002-2011 arasında teröre karşı ciddi hiçbir önlem almadı. Görmezden geldi. Uzlaşmaya ve kapı arkalarında anlaşmaya çalıştı. Dolaylı olarak terörü besledi, büyüttü. “Demokratik açılım” adı altında içini doldurmadığı söylemlerle herkesi oyaladı. Seçimlerin olaysız geçmesi ve dolayısıyla oy yitirmemek için PKK ye sözler verdi.

Seçimden sonra sertleşti. 2011 yılı sonbaharından başlamak üzere “müzakere bitmiştir, mücadele başlamıştır” söylemini benimsedi. Bu söylem terör azdıkça daha güçlü bir şekilde ifade edilmeye başlandı.

Son günlerde yeniden bir dönüş yaptı. “Oslo görüşmeleri başlayabilir. İmralı ile müzakere edilebilir. Terörü bitirmek için her araçtan yararlanabiliriz “ denmeye başlandı!..

Bir devlet bu kadar ciddiyetsiz olabilir mi?

Öte yandan, seçilmiş milletvekilleri ile “teröristlerin elini sıktılar” diye görüşmeyi reddedip, teröristlerin başıyla görüşmeyi uygun görmek hangi aklın işidir?..

Bu kafa Türkiye’ye felaket getirir.

*** *** *** 

Bakın bedelli askerlik konusunda başbakan ne diyor:

“Parası olan bastıracak, parası olmayan gidip askerlik yapacak!.. Biz böyle bir şeyi referanduma taşırız ki; ben böyle bir sorumluluğun altına giremem.”

Bedelli askerlik yasasını referanduma götürürüm diyen başbakandır.

Ve bedelli askerlik yasasını çıkaran da başbakandır!..

Sözünü tutmayan başbakana ne denir?.

*** *** *** 

9 Ekim 2012.

AKP grup toplantısında konuşuyor:

“Siz ABD ye kafa tutamazsınız. Biz ABD karşısında el pençe divan durmadık… “

Ecevit’interbiyesi gereği edepli duruşunu, el pençe durma diye nitelendiriyor. Oysa Ecevit, hem 1974 te, hem de 2001 de ABD ye kafa tutmuştu. Ve bu yüzden ABD çeşitli tezgâhlar hazırlayarak, AKP nin hükümet olmasına yardımcı olmuştu.

Tayyip Erdoğan ise “Nato ve ABD taşeronu”, “BOP eş başkanı” ve Obama tarafından sopayla yönlendirilen bir hükümetin başıdır.

Bu durumda ABD ye el pençe divan duran kimdir?

Türkiye için utanılacak durumdur…

*** *** *** 

Birand soruyor:

“Sizin kalbinizde başkanlık sitemi mi var? “

“Var, ama ille olacak diye bir şey yok.. “

Aradan on dakika geçer. Birand bunu anımsatınca;

“Ben öyle bir şey demedim…”

Kim dedi o zaman?..

*** *** *** 

ÖSYM, 30 yıldır en çok güven duyulan kurumdu. AKP partizanları tarafından ele geçirildi. İki yıldır yaptığı bütün sınavlarda soru hırsızlığı yapıldığı herkesin bildiği bir gerçektir.

Ama başbakan ısrarla koruyor. Ve sınav hakkında son sözü söylüyor:

“Tertemiz bir sınav yapılmıştır!.. “

*** *** *** 

Başbakan televizyonda yaptığı bir “Ulusa Sesleniş” konuşmasında şunları söyledi:

“Yalnız Türk eğitim tarihi bakımından değil, dünya eğitim tarihi bakımından da çok orijinal bir girişim olan köy enstitüleri uygulamalarının bilimsel bir analize tabi tutulmalarını ve deneyiminden, bugün, özellikle, bilişim ve genetik tarım teknolojilerinin eksen alınarak, biz nasıl yararlanabiliriz diye araştırılmasını istedim.”

23 Kasım 2010 tarihinde TBMM’de yaptığı grup konuşmasında iseaynı konuda bakın neler söylüyor:
“CHP’nin tarihi boyunca eğitimle ilgili tek faaliyeti ve tek tartışma konusu şekil olmuştur, kılık, kıyafet olmuştur, yasaklar olmuştur. Eğitim enstitüleri (köy enstitüleri demek istiyor) nostaljisiyle yatıp kalkan CHP, oradaki tek tip insan yetiştirme hülyasından başka eğitime ilişkin hiçbir hayal kuramamıştır,

Köy enstitüleri işine gelince iyi, işine gelmeyince tu kaka!..

Her konuda demagoji yapmak, her konuyu saptırmak, her konuyu muhalefete saldırmak, doğruyu eğri, eğriyi doğru yapmaya kalkmak hangi vicdana sığar?

*** *** *** 

Atama bekleyen öğretmenler için Tayyip’in 2002 seçimlerinde verdiği bir sözü de anımsatalım:

“Ama inşallah biz iktidar olunca öğretmenler okulun bittiği gün hazırlıklarını yapacak ve ertesi gün görev aşkıyla okuluna gidecek. Hiç merak etmeyin…”

Sahi; 2012 yılında atama bekleyen kaç öğretmen var?..

*** *** *** 

AKP; iş başına geldiği günden beri Türkiye Cumhuriyetinden intikam almak için uğraşmaktadır.

Her konuşmada, her uygulamada, her kararda bunu açıkça ortaya koymaktadırlar.

Demokrasi diyerek bütün demokratik değerleri yok etmektedir.

Kin ve intikam söylemleriyle tarihimizin bütün övünülecek yanları kötülenmekte ve kazanımlar yok edilmektedir.

Lütfen başbakanın konuşmalarını elinizi vicdanınıza koyarak dikkatle izleyin.

Konuşurken yüzüne bakın.

Sizce, bir devlet adamının yüzünde öfke ve nefret ifadeleri olabilir mi?

Bu, öfke, kin ve nefret ifadeleri, bölünmeye ve çatışmaya yol açmaz mı?

Toplum biz ve siz olarak zaten bölünmedi mi?

Aklı başında hiçbir yurttaş dinci-laik; alevi-sünnî; Türk-Kürt olarak bölünüp çatışmayı istemez.

Bu iktidar devam ederse çatışmadan kimse kaçamayacaktır.

Bunu anlamak çok mu zor?..

*** *** *** 

Yazı uzadı.

Ama örnekler o kadar çok ki!..

Yılmaz Özdil de 10 Ekim tarihli yazısında iktidarın tutarsızlıklarıyla dalga geçiyor:

Bir bölümü şöyle:

“Ağlamadan sorumlu başbakan yardımcımız, teröriste ağlayan emniyet müdürünü takdirle karşılayıp, görüşlerini pek değerli bulurken, başbakanımız pek kızdı, terörü mazur göstermeye çalışmakla suçladı.

Orman bakanımız, cephanelik patlayınca Hindistan’da Pakistan’da olur böyle şeyler derken, turizm bakanımız, soruşturulmadan geçiştirilecek, üstü kapatılacak bi olay değil der…

AKP sözcüsü kilimci valiye sahip çıkıp, lokum bile dağıtılır derken, meclis başkanımız, valiler yağcılığı bıraksın artık der…

Başbakan yardımcımız, ekonomide frene basmamız gerektiğini söylerken, ekonomi bakanımız gaza basmamız gerektiğini izah eder…

Devlet bakanımız, vergi borçlarını yeniden yapılandırma kararı aldıklarını açıklarken, maliye bakanımız, böyle bir yapılandırmaya niyetlerinin olmadığını açıklar…

Başbakan yardımcımız, Apo’ya ev hapsi tartışılabilir deyince, öbür başbakan yardımcımız tartışılamaz olduğunu, diğer başbakan yardımcımız ise, tartışılamasa bile konuşulabilir olduğunu söyler…

İçişleri bakanımız, uçaklarla bombalanan kaçakçıların pkk figüranı olduğunu söyleyip, özür dilenecek bi durum olmadığını belirtirken, AKP sözcüsü, sayın bakanın sözlerinin gayriinsani olduğunu açıklar… Sağlık bakanımız herkes aşı olacak derken, başbakanımız isteyen olur istemeyen olmaz, sana ne der… Milli eğitim bakanımız, dershaneler konusunda başbakanımızla ters düşerken, eski milli eğitim bakanımız, sınav sistemiyle ilgili olarak yeni milli eğitim bakanımızla ters düşer…

Cumhurbaşkanımız, tutuklu vekiller meselesinde başbakanımızla ters düşerken, başbakanımız, yeni anayasada meclis başkanımızla ters düşer…

Sanayi bakanımız ticaret bakanımızla, savunma bakanımız aile bakanımızla zıtlaşır filan… “

*** *** ***

Başbakan “yaptım” diyor. Yapmadığı ortaya çıkıyor. “Söylemedim” diyor. Söylediği çıkıyor. “Görüşmedim” diyor. Görüştüğü çıkıyor. ”Gitmedim” diyor. Gittiği çıkıyor!..

Ve hangi seçmene sorsan saklıyor. “Ben oy vermedim” diyor.

Demek ki, yaptığı yanlışı bal gibi biliyor…

Ama AKP ye öyle bir yapışmış ki; ayırabilirsen ayır.

Dedik ya.

Halkın ilgi ve itibarını kazanmanın yolu ona kötülük yapmaktır!.. Kanıtlanmıştır.

Ne ka kötülük..  O ka oy!..

AKP, kötülük yaptıkça kazanıyor!..

İyilik, doğruluk ve güzellik kazansın artık…

Altan ARISOY - 13 Ekim 2012
http://www.turkcelil.com/

Son Yazılar