6inci_filo_defol_vedati_unutmadik2_225

O kan izini takip ediyoruz! Vedat Demircioğlu'nu Unutmadık!

İstanbul Teknik Üniversitesi sarılmış.

Üniversitenin yurdu muhasara altında.

Vedat binada.
Vedat Türkiye İşçi Partisi Eminönü ilçesi gençlik kolu başkanı.
Vedat hukuk öğrencisi.
Nerede hareket,
orada Vedat.
Bahçede kargaşa.
Bir komiser rehin alınır.
Bir öğrenci gözaltında.
Pazarlık,
rehineler karşılıklı bırakılır.
Vedat pencerede,
inzibat çekilir.
Nefes alışlarımızın meraklısı,
Dr. Şükan talimat verir.
Saldırın!
Polis saldırır.
Vedat pencerede baka kalır.
Bir şey yapmalı!
Pratiktir Vedat.
Tamam der. Şimdi aşağıya inmenin zamanı.
Pencereye döner sırtını Vedat.
Karşısında polis.
İlk defa değildi ki!
Tanır polisi Vedat.
Polis de Vedat'ı.
Hamle yapar.
Polisler yakalar. İtiş kakıştır yaşanan.
Vedat'ın aklı aşağıda, arkadaşlarında.
Polisler kıskıvrak yakalar Vedat'ı.
Kulaklarında amirlerin parolası:
Gebertin komünistleri!
Vedat'ı aşağı fırlatırlar.
Vedat düşerken aşağıya,
aklında köyü, anası
bir de yoldaşları...
Yerde yatıyor Vedat.
Son sözü belki:
"Geldim arkadaşlar..."


Dönemin işbirlikçi-gerici iktidarı, Vedat Demircioğlu'nun ölüsünden dahi öyle bir korkmuştu ki, cenazesini apar topar Konya'ya kaçırmıştı. Devrimci gençlerin Türk bayrağına sarılı boş tabutunu omuzlayarak yaptığı anmada TİP Genel Başkan'ı Mehmet Ali Aybar, O'nu 1. Kurtuluş Savaş'ımızın ilk şehidi Hasan Tahsin'e benzetiyor ve 2. Kurtuluş Savaş'ımızın ilk şehidi olarak selamlıyor ve şöyle devam ediyordu.

"Hasan Tahsin sosyalistti; Vedat da sosyalist. bu bir tesadüf olsa bile tarihin doğrultusunda olan bir tesadüftür. Çünkü milli Kurtuluş Savaşları, milletin en fedakar, en has, en uyanık; en yürekli evlatlarının öncülüğünde milletçe yürütülmektedir. Ve de sosyalistler milletin en fedakar, en has, en uyanık; en yürekli evlatlarıdır."

Vedat Demircioğlu adını duymuşsunuzdur elbet. Gümüşsuyu yokuşunda, Dolmabahçe rıhtımında, İTÜ yurdunun kantininde. Biz Bodrum'da da hatırladık onun adını ve duyduk sesini: Yankee go home! Belki hiç gitmedi oraya. Biz götürdük onu oraya, Amerikan askerinin kanlı postallarıyla topraklarımıza adım attığını duyar duymaz. Çuvalı geçirirken Coni'nin kafasına, o da yanı başımızdaydı. Malatya'da kaldıkları otelin önüne gidip onları titrettiğimizde de, Marmaris'te yumurtaları başlarında patlattığımızda da, ellerimizde çuval, Antalya sokaklarında Coni avına çıktığımızda da hep yanımızdaydı o. 68 yazında Dolmabahçe'de başladığı işin henüz bitmemiş olduğunu biliyordu çünkü.

"Amerikan askerleri barlarda eğlenir, otellerde ağırlanırken bu ülkenin gençleri çorba içmeye bile gidemiyor."


17 Temmuz günü İTÜ yurdunda gençlik hareketine önderlik eden kadro üniversitelerin eğitim sorunlarını tartıştıkları bir toplantı yapar. Toplantı sonrası gençler Taksim'e çorba içmeye gidecektir. Ancak yolları, dönemin gençliği tarafından Fruko olarak adlandıran toplum polisleri kesmiştir. Yolda 11 öğrenci göz altına alınır. Öfkelenen gençler, İTÜ Gümüşsuyu yurdu yakınlarında bulunan ve Amerikan askerlerinin kollarında kızlarla girip çıktığı otelin camlarını taşlar. Müdahale etmek isteyen bir polis komiseri öğrenciler tarafından rehin alınır ve yoğun pazarlıklar sonucu gözaltındaki arkadaşlarının salıverilmesine karşılık olarak devrimci gençler komiseri serbest bırakır. Fakat olaylar henüz yeni başlamaktadır.

"Düşman kalesine taarruz eder gibi öğrenci yurdunu basan Türk(!) polisi"

O güne kadar polisin yaptığı hiç bir müdahale bu denli sert olmamıştı. 28 Nisan'da Menderes diktatörlüğünün yükseköğrenim gençliğine yaptığı polis zulmünü andıran tarihi bir olay yaşanıyordu. İTÜ Öğrenci Birliği başkanı Harun Karadeniz, rektöre telefon edip, durumu haber veriyor. Rektör ise o güne kadar kol kola yürüdüğü öğrencilerine karşı tarihi bir hata yapıyor: "Yurdu, üniversiteye dahil saymıyoruz!"

Dolayısıyla üniversitenin özerk olması sebebiyle polisin okula girememesi kuralı burada geçerliliğini yitiriveriyor. Zaten Amerikancı-gerici iktidarların kanun tanımazlığının had safhada olduğu bir dönemden söz ediyoruz. Mesele de okyanus ötesinden gelen "dost"larımıza edebsizlik(!) yapmak olunca... Başlıyor, yüzlerce polisin yurda saldırısı.

Hiç uykunuzdan polis copuyla ve ağız dolusu küfürle uyandınız mı?

Annenin tatlı seslenişi ya da bir arkadaşın ders var uyarısı, en olmadı saatin o çirkin sesli alarmıyla uyanırlardı o güne dek. Bedenlerine inen ağır cop darbeleriyle, gece yarısı sıyrıldılar yataklarından ve başladı boğuşma. Bu boğuşma emperyalizme karşı dim dik duranlar ile onun hizmetkarlarının tarihi kapışmalarından biriydi. Ve bir isim o kavganın simgesi oldu: Vedat Demircioğlu.

Vedat'ı, camdan atanlar, onu yerlerde sürüklüyor, neyin hıncıdır bilinmez. Öldü nasılsa deyip bırakıveriyorlar. Arkadaşları hemen onu hastaneye kaldırıyor, ve bir kartona yazıyorlar el yordamıyla: Arkadaş kan izini takip et ve gör!

O kan izi tarihseldir, yüz binlerce devrimci takip etmiştir o izi. Natocu iktidarlar, kontgerilla tetikçileri, bugün Fethullahın çetesi yok edememiştir o izin peşindekileri. Yurt penceresinden atmışlardır, dağ başlarında kıstırıp kurşunlamışlardır, evleri basıp havluyla boğmaya kalkmışlardır, sokak ortasında hain pusularda katletmişlerdir, arabalara bomba koymuşlardır. Bugün ise yurtseverleri, devrimcileri sığdıracak zindan bulamıyorlar.

Ama yeni Vedatlar, Denizler, Sinanlar çıkıyor, bir çuval buluyor ve geçiriyor Yankeelerin kafasına. O çuval alelade bir çuval değildir. TGB'nin çuvalı, Hasan Tahsin'in namluya sürdüğü o ilk kurşun, Dolmabahçe'de Conilere atılan o ilk tokattır, Mustafa Kemal'in Boğaz'daki gemilere bakarken söylediği o sözün inanç pırıltısıdır.

İzmir'e koşan Mustafa Kemal'in askerleri!

Vedat'ı ağlayarak değil Coni'lerin kafasına çuvalı geçirerek anarız biz. Devrimcilere has bir özelliktir bu. Geleneği sürdürenlere hastır. Çünkü Vedat da Hasan Tahsinleri ağlayarak anmamıştı. Aynı özlemi paylaşanlar aynı işleri yapacak gücü bulur kendisinde. Mustafa Kemal gibi yapmıştı 68li devrimciler, emperyalizmi geldikleri yere göndermişti. Bir bildirilerinde, diyorlar ki "Dolmabahçe'de Conileri denize atarken, kendimizi İzmir'e koşan Mustafa Kemal'in süvarileri gibi hissediyorduk!"

19 Mayıs'ta ne demiştik?

Bu topraklarda Mustafa Kemaller yenilmez!

Bizim de çuvalla yetineceğimizi sananlar iyi bilsin, Vedatların bıraktığı yerden devam!

Bir deniz bulacak, o katilleri o denize dökeceğiz!

Uğurcan YARDIMOĞLU - 18 Temmuz 2012
http://www.kemalistler.net/

Son Yazılar