muyesser yildiz5

24 Haziran'dan sonra Sevr mi Lozan mı ?

Nisan ayı ortalarıydı; Erdoğan Batılı ülkeleri kastederek, “Kan kokusu almış köpek balıkları gibi geliyorlar” dedi.

Nisan sonunda, “Tam bir kırılma noktasında” olduğumuzu ve “Artık bir dönüm noktasına geldiğimizi” söyledi.

İktidarı destekleyen önemli bir kalem ise, birkaç gün önce muhalefet ittifakını, “proje ittifak” olarak nitelendirip, bu ittifakın emperyalizme “Ne sözler verdiğini” sordu ve bunun 24 Haziran sonrasında görüleceğini bildirdi.

Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener ve Temel Karamollaoğlu'nun emperyalistlerle bir görüşmesi, sözleşmesi oldu mu, bilmiyoruz. Ama 16 yıldır yaşadıklarımızı biliyoruz.

Emperyalistlerin, Türkiye'den istekleri ana başlıklarıyla şöyle:

Kıbrıs'ın Rumlara, Ege'nin Yunanistan'a teslimi... Bölücü terör örgütü ile pazarlık ve Doğu-Güneydoğu'ya özerklik... Irak, Suriye ve İran politikalarında ABD'yle birlikte hareket etme... Ruhban Okulu'nun açılması... Kürtler, Süryaniler, Yezidiler ve Lazların etnik azınlık olarak tanınması... TSK'nın küçültülmesi ve profesyonelleştirilmesi... Lozan'dan vazgeçilmesi...

Bu konularda “Neler oldu, oluyor”dan önce ekonomiye dair küçük bir not:

İktidar birkaç gün önce alkollü içkilerle ilgili düzenleme yaptı. Likör, şarap ve viski gibi içkilerin vergi oranları düşürülürken, rakının vergi tutarı arttırıldı. Bunun gerekçesi de, “AB uyum yasaları” olarak açıklandı... Tony Blair'in İngiltere Başbakan olduğu dönemde Erdoğan'a, “Sevgili Tayyip” hitabıyla başlayan bir mektup yazıp, viskiye konan engellemelerin kaldırılmasını istediğini, Erdoğan'ın da, “Gerekli kolaylığı sağlarız” dediğini hatırlatıp, diğer konularda “Emperyalizmle mücadeleye” geçelim.

KIBRIS'TA SON DURUM ?

AKP iktidarının ilk yılından itibaren Kıbrıs gündemde oldu. Rum kesiminin AB'ye alınmasına karşı çıkılmadığı gibi, Rum kesimini tanıma anlamına gelen bir protokol imzalandı. Tepkiler üzerine o protokol Meclis'e getirilemedi, ama iptal de edilmedi, hâlâ bekliyor. AB'nin Türkiye ile müzakereleri sürdürmesinin şartlarından birisi de bu protokolün yürürlüğe konması.

Başka? Kıbrıs'ta “Çözüm” için defalarca masaya oturuldu. Rumların da emperyalizmin de temel hedefi hiç değişmedi; “Türkiye'nin garantörlüğü sona erdirilsin. Türk Askeri Ada'dan çıksın”!

Kısaca şunları hatırlatalım:       

AKP'yi iktidara getiren 2002 seçimlerinden önceydi; Yunan To Vima Gazetesi, Erdoğan'ın Yunan Başbakanı Simitis ile “Kıbrıs'ta Belçika modeli” konusunda anlaştığını yazdı. Bu durum ortaya çıkınca Erdoğan, Türk Milleti'ni rahatlatıcı bir açıklama yaptı, ama hemen peşinden Simitis'i arayarak, “Daha önceki konuşmamız geçerlidir. Burada söylediklerim iç kamuoyuna yöneliktir” dediği ortaya çıktı.

Erdoğan, seçimlerin ardından daha Başbakan olmadan ilk ziyaretini Atina'ya yaptı ve Simitis'le başbaşa görüştü. Simitis bu ziyaretten sonra, “Yunan halkına bir müjdem var. Kıbrıs’tan sonra Ege, FIR hattı ve kıta sahanlığı konularında da anlaşma tamam. Bunun için Türk hükümeti yetkililerinden söz aldık” iddiasında bulundu. Erdoğan, Atina'dan Almanya'ya geçtiğinde ise daha yoldayken dönemin Başbakanı Gerhard Shröder, “Erdoğan'ın isteği üzerine herhangi bir açıklama yapmayacağını, ancak Simitis'e söylediklerinin takipçisi olacağını” vurguladı.

2004 AB Zirvesi'nde dönemin İtalya Başbakanı Berlusconi'nin, “Erdoğan, Kıbrıs'ı tanıma yönünde girişimde bulunmaya hazır olduklarını, ancak bunu parlamentoda çoğunluğa kabul ettirebilmek için zamana ihtiyaçları olduğunu bana söylemişti. Biz de kendisine gereken zamanı tanıdık” dediğini, yetkililerimizin bu açıklamayı, “Berlusconi'nin Fransızca'sının yetersizliğine” bağlayarak, geçiştirdiğini,

ABD Başkan Yardımcısı Biden'in 2014'te, “Kıbrıs'ı da Erdoğan'la halledeceğiz” mesajı verdiğini,

Erdoğan'ın 5 ay önce, “Lozan güncellenmeli” çıkışını yaptığı Atina ziyareti sonrasında, Yunan Dışişleri Bakanı Kocyas'ın, “Erdoğan, Türkiye'de sözüne güvenilir tek liderdir. Müzakerelerde kiminle görüşürseniz görüşün Erdoğan'dan başka sözünden dönmeyecek, üstlendiği yükümlülüklerden kaçınmayacak başka biri yoktur. İki devlet arasında yeni bir barış süreci başlatmak, Türk/Yunan ilişkilerini görüşmek istiyorsanız, Erdoğan ile görüşerek, anlaşacaksınız. Kıbrıs sorunu da Erdoğan'sız çözülemez” dediğini de kaydedelim.

Varsayalım, hepsi “Kanma veya kandırılmaydı”! Peki, Rumların ve emperyalizmin niyeti ayan beyan ortaya çıkmış, müzakereler çökmüş iken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun ziyaretinden hemen sonra, şu seçim üzeri KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın Türkiye'nin garantörlüğünü ortadan kaldıran ve Türk askerinin çekilmesini öngören Gueterres Çerçeve Belgesinin kabulü yönündeki açıklaması neyin nesidir, kimlere mesajdır?

Emperyalizmle mücadele iddiasında olan bir iktidarın, bu noktadan sonra yapması gereken sadece ve sadece KKTC'nin tanınması için çalışmak değil midir?

“ÇÖZÜM SÜRECİNE DÖNÜŞ” ÇAĞRILARI !

PKK/PYD eksesindeki gelişmeler;

Türkiye seçimle meşgûlken; terör örgütü YPG/PKK Washington'da büro açmak için başvurdu. Gık çıkmadı. 

PYD'nin eski eş başkanı Salih Müslim, Türkiye'nin kurucusu olduğu Avrupa Konseyi'nin Parlamenterler Asamblesi'ne konuşmacı olarak davet edildi. Türk heyetinin yegâne tepkisi, toplantıyı terk etmek oldu.  

ABD 2017 İnsan Hakları Raporu'nda, Türkiye'nin Süryanileri, Caferileri, Yezidileri, Kürtleri, Arapları, Romanları, Çerkezleri ve Lazları “Azınlık” olarak tanımaması eleştirildi. Ama Ankara, raporun sadece “FETÖ” kısmına tepki gösterdi. 

Afrin'den sonra Menbiç'e girecek ve PYD/YPG'yi koruyan ABD'ye meydan okuyacaktık ki, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, ABD ile “Yol haritası” üzerinde anlaştıklarını, bu yol haritasının uygulanması halinde “YPG'nin Menbiç'ten çekileceğini” müjdeledi. Bir; YPG, Mebiç'ten çekilince, mesele hallolmuş olacak mı? Nereye çekilecek, Kandil'e mi Türkiye'ye mi? İki; YPG çekilecek, peki PYD ne olacak?

Ve en önemlisi; AKP'li eski bakanlar Efkan Ala, Mehdi Eker ile Taner Yıldız iktidar medyasının, “PKK'nın İngiltere Temsilciliği” dediği Londra'daki Democratic Progress Institute (DPI)’yı ziyaret etti. Bu ziyaretten kısa bir süre sonra da DPI Başkanı Kerim Yıldız'dan, “Çözüm süreci yeniden başlamalı” açıklaması geldi. İktidar, ne eski bakanların ziyaretinin hikmet-i sebebini izah gereği duydu, ne de o çağrıya tepki gösterdi. 

Gel de emperyalizmin bu “Tablo”dan ne mesajlar alacağını sorgulama!..

RUHBAN OKULU YATIRIMI !

AKP iktidarında, Lozan'a aykırı olmasına rağmen Fener Rum Patriği'nin “Ekümenikliği” tanındı... İstediği mülkler iade edildi vs.

Ülkemizi ziyaret eden hemen hemen tüm yabancı devlet adamları Lozan'a göre, bir “Türk kurumu” olan Patrikhane'yi ziyaret etti. Her ziyarette de Ruhban Okulu'nun açılması istendi. Aynı talep, ABD ve AB raporlarında yer aldı. 

Ruhban Okulu'nu kapatan Türkiye değildi. 1971'de Anayasa Mahkemesi'nin tüm özel yükseköğretim kurumlarının bir devlet üniversitesine bağlanması kararını kabul etmeyen Patrikhane, bu okulu kapattı. 

Sonrasında defalarca Milli Eğitim Bakanlığı veya bir ünversiteye bağlanması çözümü sunuldu, ancak Patrikhane hepsine karşı çıktı.

Çünkü, öğretim birliğini öngören Tevhid-i Tedrisat Kanunu dışında kalmak, Yunanistan'dan öğrenci getirmek, istediği şekilde eğitimi yapmak, yani “Özerklik” peşinde. 

İşte tam seçim üzeri ilginç bir görüşme oldu, Erdoğan ve Patrik Bartholomeos biraraya geldi. Görüşmede Patrik'in, “Yurtdışından Türkiye’ye gelen eski İstanbulluların çocukları ve torunları için vatandaşlık hizmetlerinin hızlandırılması” ile Ruhban Okulu'nun açılması talebinde bulunduğu, Erdoğan'ın da, “Taleplerin değerlendirileceğini” söylediği bildirildi. 

Ruhban Okulu'nun emperyalizmin istekleri doğrultusunda açılmasının, eğitim-öğretimde birliğin ortadan kalkması, özetle; Misyoner okulları ve dahi mektep-medrese ikiliğine dönüş anlamına geleceğini kaydedip, soralım:

Seçim üzeri yapılan bu görüşme, kimlere mesajdır? Ve Eyüp Kaymakamlığı'na, dolayısıyla İçişleri Bakanlığı'na bağlı bir kurum olan Patrikhane'nin başıyla görüşmede, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu'nun yer almasının anlamı nedir?  

PROFESYONEL TSK ! 

Emperyalizmin isteklerinden birisinin de, “TSK'nın küçülmesi ve profesyonelleşmesi” olduğunu belirtmiştik. Açılımı ise “Millet Ordu” ruhundan vazgeçilmesi, yani paralı ordudur.   

Kumpaslar, 15 Temmuz, FETÖ operasyonları ile TSK, hem ruhen hem bedenen epey küçültüldü!

TSK'nın “Profesyonelleştiğini” de Başbakan Binali Yıldırım 10 gün önce bedelli askerlikten söz ederken, şöyle açıkladı: 

“Biz Türkiye olarak askerlikte yavaş yavaş profesyonel askerliğe gittik; 15 Temmuz’dan itibaren. Vatani görevini yapan askerleri biz cepheye göndermiyoruz, onlar arka planda görevlerini yapıyorlar. Profesyonel askerliğe geçtiğimiz için dikkate alınması gereken bir husus bu. Buradan elde edilecek kaynağın da savunma sanayimizin güçlendirilmesi için kullanılması gerekiyor.”

Emperyalizm, mesajı almıştır herhalde!..

LOZAN'I GÜNCELLEMEK VEYA GÜN YÜZÜNE ÇIKARMAK !

ABD'nin, Sevr'i yırtıp atan Lozan'dan hazetmediği, AB'nin geçersiz sayılmasını istediği malûm.

Erdoğan'ın 5 ay önceki Yunanistan ziyaretinde, “Lozan güncellenmeli” dediği de.

Bu çıkış ülkemizde, Batı Trakya'daki soydaşlarımızın hakları bağlamında düşünülürken, Yunan Dışişleri Bakanı, Erdoğan'ın kastettiği şeyin “Türkiye'nin Doğu sınırları ile ilgili olduğunu” öne sürdü. 

Bir ayrıntı daha;

Erdoğan ve Bahçeli seçim tarihini 24 Haziran olarak duyurduğunda, HDP'li Sırrı Süreyya Önder'in 22 Aralık'ta bir grup CHP'li ile seçimin 13 Mayıs ya da 24 Haziran'da yapılacağı konusunda iddiaya girdiği ortaya çıktı.

Erdoğan ne zaman Atina'daydı ve “Lozan güncellenmeli” dedi; Aralık başında.

Acaba Önder'in daha hiç gündemde yokken seçim konusunda bu denli “isabetli” bir öngörüde bulunmasının sebebi de o açıklama mıydı?

Ve iki gün önce iktidarı destekleyen Yeni Şafak Gazetesi'nin, “Lozan Antlaşması halka açılıyor” başlığıyla yayınladığı şu haber:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz yıllarda, '1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı bize zafer diye yutturmaya çalıştı. Bağırsan sesinin duyulacağı adaları biz Lozan’da verdik. Zafer bu mu?' eleştirilerinin ardından verdiği antlaşma dosyalarının halka açılması talimatı hayata geçiyor. Konuyla ilgili çalışmaları başlatan Dışişleri Bakanlığı, Fransa arşivlerinde muhafaza edilen orijinal belgeleri topladı ve anlaşmanın tüm maddelerini dijital ortama geçirmeye başladı. Sadece Lozan Antlaşması değil, Lozan'da imzalanan sözleşmeler, senetler, Lozan Antlaşması'na ekli mektuplar, Montrö Boğazlar Antlaşmalarının orijinal ve ıslak imzalı nüshaları da dijital ortama taşınacak. Çalışmalar tamamlandıktan sonra belgeler halka açılacak. Böylece antlaşmanın halktan saklanan gizli maddeleri de 96 yıl sonra gün yüzüne çıkacak.”

Ve haberin şu son satırları: 

“Lozan anlaşması imzalandığında zafer olarak yansıtılmıştı. Ancak bu anlaşmayla Türkiye aleyhine büyük kozlar da verilmişti. Bugün Lozan artık zafer olarak anılmıyor.”

Peki, bu Lozan mesajlarının adresi neresidir?

MANİFESTODAKİ DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI VE İNGİLTERE ZİYARETİ !

“Cumhur İttifakı”, emperyalizmle savaştaysa;

Erdoğan'ın, Avrupa'ya “24 Haziran'dan sonra yeni bir sayfa açalım” çağrısı yapması,

Manifostoda dış politikayla ilgili, “Temel ilkelerimiz, bağımsızlık, milli çıkar, milli güvenlik ve vicdani duruş olmaya devam edecek” cümlesinden hemen sonra, “Nasıl kazan-kazan ilkesini, bir adım önde anlayışını benimsediysek, yine onurlu bir işbirliği zemininde yapıcı bir dış politikayı öne çıkaracağız. Muhataplarımızla göz hizasında eşit seviyede ilişkilerimizi sürdüreceğiz” demesi, neyin nesidir?

Türkiye 16 yılda, “Kazan-kazan ilkesi, bir adım önde anlayışı” ile bu noktaya gelmedi mi?

Ya emperyalizmin en “Sinsi” patronu İngiltere'de yayınlanan The Times Gazetesi'nin son 10 günde Erdoğan konulu üçüncü başyazıyı yazması, “Erdoğan şüphesiz seçimleri ezici bir çoğunlukla kazanacak” demesi ve iktidar medyasının da bununla “gururlanması”?

Dahası, Erdoğan'ın Manifesto'nun açıklanmasından sonra ilk yurtdışı gezisini 13-15 Mayıs'ta İngiltere'ye yapacak olması, Kraliçe 2. Elizabeth ve Başbakan May ile görüşmenin planlanması, görüşmelerde, “Suriye’deki son durum, Kıbrıs’taki gelişmeler, terörle mücadele, ticaret hacminin artırılmasının” ele alınacağının, ayrıca dev şirketlerin COA'larıyla biraraya geleceğinin duyurulması?

Bu mudur, emperyalizmle savaş? Bir de Kılıçdaroğlu, Akşener veya Karamollaoğlu seçimden önce İngiltere'ye ziyaret planlasa, maazallah neler olurdu?

Evet, tüm bunlardan sonra düşünelim; 24 Haziran'ın ardı Sevr midir, Lozan mı?

Müyesser YILDIZ – 08 Mayıs 2018

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

18°C

Istanbul