AKP’nin Ekonomik Büyüme Masalı!

2010 Yılı Değerlendirmesi


Özet

AKP 2002 Kasım seçimleriyle geldiği iktidarda geçirdiği sekiz sene zarfında, Türkiye’nin ekonomik yapısında 12 Eylül 1980 Amerikancı darbe sonrasında Özal’ın başlattığı “serbest Pazar ekonomisi” kandırmacası ile ülkemizin batı emperyalist sistemine bağlanması ve millî devletimizin tüm ekonomik varlıklarının tahrip edilmesi görevini, Özal’ın bıraktığı yerden alıp tamamlanması için en pervasız girişimleri var gücüyle sürdürmektedir.


AKP, ülke varlıklarını özelleştirme altında, ya yok etmekte ya da batılı tekellere satarak yabancılaştırırken, ülkeyi inanılmaz bir iç ve dış borç yükü altına sokmakta, alınan dış borçlarla imalat sanayine ve enerjiye gereken yatırımları yapmayarak, yüksek bir işsizlik oranının kalıcı hale gelmesine yol açmaktadır. Ekonominin gerçek resmini halktan saklamak için ise ekonominin büyümesi ile ilgili temel verileri yayınlamamakta, makro ekonomik göstergeleri çarpıtmaktadır.

Bu makalemizde özellikle Gayrısafi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ile ilgili olarak TÜİK ve DPT tarafından açıklanan veriler irdelenmekte, GSYH hesaplarında kullanılan yöntemlerle nasıl oynandığı, Satınalma Gücü Paritesi rakamlarının nasıl çarpıtılarak, GSYH’nın ve Fert Başına GSYH’nın nasıl çok yüksek gösterildiği açıklanmaya çalışılmıştır.

Giriş

Geçtiğimiz yılın 30 Haziran günü Türkiye ekonomisinin 2010 yılı 1. Çeyrekte, geçen yıla göre % 11,7 oranında büyüğünün TÜİK tarafından açıklanmasından sonra, gerek AKP iktidarı sözcüleri ve gerekse AKP yandaşı medyadaki açıklamalar, bir ekonomik mucizenin yaşanmakta olduğunu büyük bir alâyişle açıklama ve yorumlama yarışına girdiler. Yorumlardaki abartılar, “ekonomik büyümede az farkla dünya birinciliğini kaçırdık” türü sahte hayıflanmalarla sürdürüldü. Hatta bu büyük başarı (!) krizin Türkiye ekonomisine teğet geçtiğinin kanıtı olarak açıklandı. Ancak yıl sonuna doğru açıklanan üçer aylık büyüme rakamlarının giderek azaldığı görülünce AKP’li politikacıların ve onların medyadaki yandaşlarının dile getirdiği bu “ekonomik büyüme masalına” övgüler düzenler sessizliğe büründüler. Uzun zamandan beri işsiz, alım gücü her gün düşen vatandaşı ise artık bu tür propagandalarla bu masala inandırmak mümkün olmamaktadır.

Türkiye ekonomisinin 2010 yılı sonu itibariyle makro ekonomik verilerinin tamamı henüz yayınlanmamış olmakla beraber eldeki verilerden yararlanarak geçtiğimiz yıldaki ekonomik gelişmeleri yorumlamak mümkündür. Bu makaledeki değerlendirmelerde, Gayrısafi Yurtiçi Hasıla ve dış borç için 2010 yılı 4’üncü çeyreği ve ödemeler dengesi Aralık ayı değerleri için yapılan tahminler kullanılacaktır.

Masal neydi?

TÜİK, 10.12.2010 tarihli ve 206 sayılı Haber Bülteni ile 2010 yılı üçüncü dönemi (Temmuz-Ağustos-Eylül) için Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla- GSYH rakamlarını yayınlamıştır. Buna göre Türkiye ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde “mucize” olarak gösterilen % 11,7 büyüme (TÜİK tarafından % 11,8 olarak düzeltilmiştir) giderek azalarak, üçüncü çeyrekte % 5,5’e düşmüştür. DPT tarafından yapılan hesaplara göre 2010 yılı büyümesi 2011 Yılı Programı çalışmalarında % 6,8 olarak tahmin edilmiş olup, bu durumda on çeyrek için büyüme rakamı % 1,0 olarak hesaplanmıştır.

haluk_dural1

2010 Yılının 4’üncü çeyreğine ait veriler TÜİK tarafından 31 Mart 2011 tarihinde yayınlamıştır. Bilindiği üzere GSYH, ait olduğu yılın cari fiyatlarıyla hesaplanıp, bir önceki yılın değerleriyle mukayese edebilmek için enflasyon etkisinden arındırmak maksadıyla bir deflatör [1]  ile bölünerek sabit fiyatlara çevrilir. Böylece elde edilen sabit değerler arasındaki dönemsel veya yıllık farklılıklar yüzde (%) olarak hesaplanarak, bulunan değer (+) ise büyüme veya (-) ise küçülme diye belirlenir. Ayrıca cari fiyatlarla verilen GSYH değerleri dönemsel veya yıllık ortalama döviz (ABD Doları) kuru ile bölünerek, bilgi mahiyetinde Nominal GSYH olarak ifade edilir. Son yıllarda cari fiyatlarla hesaplanmış olan GSYH’nın dolar karşılıkları büyüme göstergesi olarak sunulmakta olup, kesinlikle yanlıştır. Çünkü büyüme rakamları sadece millî para cinsinden ve sabit fiyatlardaki % değişim cinsinden verilir.

2010 yılının ilk çeyreği için ilan edilen % 11,7 büyüme oranı (düzeltilmiş değer %12,0’dır) üzerine yapılan abartılı yorumlar, büyümenin son çeyrekte % 1’e düşeceğinin tahmin edilmesi [2]  üzerine “ekonomik mucize” lâfları artık yandaş medyada yeralmaz olmuştur. Çünkü cari fiyatlarla GSYH, TL cinsinden artış gösterirken, dolar cinsinden 2008 yılının altına düşmüştür. 2008 yılında ortalama dolar kuru 1,28088 TL/$ iken bu ortalama kur 2010 yılında 1,49329 TL/$ olmuş, yani TL dolar karşısında % 16,6 değer kaybetmiştir (devalue olmuştur).

Yukarıdaki tabloda verilen büyüme değerleri, her üç aylık dönemin bir öncekine göre değişimi olmayıp, bir önceki yılın aynı dönemine göre yıllık değişim miktarıdır. Sayıları daha iyi kavrayabilmek için grafikle gösterirsek, sabit fiyatlarla üçer aylık dönemlerdeki GSYH değerlerinin birbirine yakın olduğu açıkça görülebilir.

TÜİK’in verdiği 2010 yılı büyüme rakamı % 8,9 sabit fiyat bazında 2009 yılına göre artışı ifade eder;

[ (105.680 – 97.003) / 97.003 ] x 100 = % 8,9

haluk_dural2


Ancak, 2010 yılı değerini, 2008 ile mukayese edersek, artışın 2008’e göre çok küçük olduğu görülür;

[ (105.680 – 102.164) / 102.164 ] x 100 = % 3,44

Diğer bir deyişle ekonomi 2010 yılında 2008’e göre ancak % 3,44 büyüyebilmiştir. Yani 2009 ve 2010 yıllarında ortalama % 1,5 nüfus artışlarını (toplam % 3) dikkate alırsanız, ekonomi neredeyse yerinde saymıştır. Bu gerçek karşısında ekonomik mucizeden bahsetmek mümkün değildir.

Eğer son üç yılın GSYH değerlerini karşılaştırırsak, GSYH’nın cari fiyatlarla ve 1998 sabit fiyatları ile TL cinsinden arttığı, ancak cari fiyatlarla dolar bazında 2008 değerinin altında kaldığı halen görülür.

haluk_dural3

Masalı doğru kavramak

Özellikle son yıllarda AKP, ekonomi ile ilgili söylemlerinde büyük başarılardan söz etmekte, Türkiye ekonomisi küçülme ve işsizlik artışlarında dünya rekorları kırarken, küresel olduğu iddia edilen krizde bile yarattıkları ekonomik mucizeden dem vurmakta, pek çok kavramı eğip bükerek, vatandaş açısından anlaşılmaz hale getirmektedirler. Bu yaratılan kavram kargaşasından arınmak için ekonominin makro büyüklüklerindeki değişime ait sayısal verileri irdelemek gerekir. En çok tahrif edilen kavramlar; Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla, Gayrı Safi Millî Hâsıla ve “Fert Başına Millî Gelir” ile ilgili olanlardır. Bu kavramlarla nasıl oynandığını anlamak için önce bu kavramların tanımlarını hatırlayalım.

Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH)

GSYH en geniş tanımıyla, bir ülkede belli bir dönemde (3er aylık veya yıllık) yaratılan katma değerlerin toplamıdır. GSYH üç ayrı yöntemle tespit edilir ve her üçü de aynı sonucu verir. Bunlar, Üretim, Gelir ve Harcamalar yöntemidir.

Üretim Yöntemi

Başlıca; Tarım, Sanayi ve Hizmetler ana sektörleri altında gruplanmış olan alt sektörlerde bir yılda yapılan üretim sırasında yaratılan “Gayrı Safi Katma Değerler-GSKD” (bir ürünün değeri ile o ürünü üretmekte kullanılan aramallarının değeri arasındaki FARK) toplamının piyasa fiyatlarıyla toplamıdır. Ancak;

Piyasa fiyatları = Üretici Fiyatları + Satış vergisi

olduğundan ve üretim sırasında bazı sübvansiyonlar yapıldığından,

GSYH = GSKD + Üretim Vergileri – Üretimdeki Sübvansiyonlar

şeklinde hesaplanır.

Harcamalar Yöntemi

GSYH; Özel Tüketim (ÖT), Yatırım (Y), Kamu Harcamaları (KH) ve Net İhracat (İh-İt) toplamıdır.

GSYH = ÖT + Y + KH + (İh-İt)

Gelir Yöntemi

GSYH; her türlü mesai, sosyal yardımlar, SSK primleri dâhil toplam İşçi Ücretleri (İÜ), Gayrı Safi Üretim Artıdeğeri denen Brüt Kâr (BK) ve Üretim ve İthalat Vergileri (V), sermayenin aşınma ve eskime payı olan Amortismanlar (A) toplamından, Üretim ve İthalat Sübvansiyonlarının (S) çıkartılmasıyla hesaplanır.

GSYH = İÜ + BK + V + A – S

Gelir Yöntemi için kullanılan bir diğer formül ise;

GSYH = Ücretler + Kiralar + Faizler + Kâr + İstatistik Ayarlama

Buradaki İstatistik Ayarlama, kurumlar vergisi, kâr payları, dağıtılmamış kurumlar kârıdır.

Gayrı Safi Millî Hasıla (GSMH)

GSMH, Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla ile Net Dış Alem Faktör Gelirleri’nin (NDAG) [3]  toplamı olarak ifade eldir ve çoğu kez yanlış olarak Millî Gelir yerine kullanılır.

GSMH = GSYH + NDAG


Millî Gelir (MG)

GSYH’dan amortismanlar çıkarıldığı zaman Safi Yurtiçi Hâsıla (SYH) elde edilir.

SYH = GSYH – Amortismanlar


SYH’dan dolaylı vergiler çıkarılıp, sübvansiyonlar eklendiği zaman Yurtiçi Gelir (YİG) elde edilir.

YİG = SYH – Dolaylı Vergiler + Sübvansiyonlar

YİG’e, Net Dış Alem Faktör Gelirleri (NDAG) eklendiği zaman Milli Gelir (MG) elde edilir.

MG = YİG + NDAG

Millî Gelir hesapları ülkemizde 1923 yılından günümüze kadar yapılmakta olup, devam eden milli gelir serisinde; 1948 ve 1968 baz yıllı güncelleme çalışmaları yapılmıştır. AKP iktidara geldikten sonra 2004 yılında millî gelir hesaplarını 1987 fiyatlarını baz alarak değiştirmiş ve 2006 yılında ise “ülkemizin Avrupa Birliği adaylığı sürecinde Avrupa İstatistik Sistemi’ne uyumun gerçekleştirilebilmesi ve 1987 yılından bugüne kadar ekonomide ortaya çıkan yeniliklerin hesaplara yansıtılabilmesi için” [4]  gibi bir bahaneyle, GSYH’nın hesaplarının baz yılını iki yıl sonra 1998 olarak tekrar değiştirmiştir.

Hesap bazları değiştirildi, zenginleştik!!!

Millî gelir hesap bazlarının sık değiştirilmesi ile dönemlerin birbiriyle mukayese imkânı kaybolmuş olup, yani geçmiş yıllara ait GSYH ve Millî Gelir rakamları en son seçilen baz yılı olan 1998 fiyatlarıyla ile güncellenmediğinden, hangi siyasal iktidar döneminde ekonomik büyümenin daha fazla olduğunu belirlemek imkânsızlaşmakta ve kendi dönemlerine ait rakamlar AKP tarafından propaganda aracı olarak kullanılarak, “ekonomik mucizelerden” bahsedilmektedir.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK); GSYH, GSMH tablolarını 1987 yılı baz fiyatlarıyla en son 2006 yılında yayımlamış ve 1987 serisine son vermiştir. 2007 yılından bu yana sadece 1998 baz fiyatlarıyla hesaplanan GSYH tablolarını yayımlamaktadır. Bu GSYH tablolarını 1998 yılına kadar geriye doğru güncellenmiştir. 2006 yılında GSYH hesaplarının dayandırıldığı baz yıllarını 1987’den 1998’e çevrilmesiyle yapılan değişiklik, GSYH’nın bir yıl içinde (758,4 – 576,3) = 182,1 milyar TL artmasına yol açmıştır.

haluk_dural4

Yukarıdaki tablo ve grafikten de net bir şekilde görüleceği gibi, 2006 senesine ait 1987 ve 1998 baz yılı baz fiyatlarına göre hesaplanmış olan GSYH’nın cari fiyatlarla Dolar değerleri arasında;

( 529,9 – 402,7 ) = 127,2 milyar $,


yani, % 31,6 oranında artış vardır. Diğer bir deyişle Türkiye bir yılda 127,2 milyar dolar zenginleşmiştir. Yazımızın baş taraflarında verdiğimiz GSYH tanımı değişmediğine, vatandaşın refahında herhangi bir sıçrama olmadığına göre, bu kadar büyük artış, ancak hesaplarla oynayarak elde edilebilir.

Nitekim Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) yayımladığı temel mallar üretim miktarlarına ait verilere bakıldığında, hiçbir malda 2006 yılında bir önceki yıla göre % 31,6 oranında bir artış yoktur.

haluk_dural5

Bu garabeti daha net görebilmek için 1998-2010 yılları arasındaki GSYH değerlerinin 1987 ve 1998 baz yıllarına göre hazırlanmış olan TÜİK verilerini inceleyelim:

haluk_dural6

1987 baz yılı GSYH hesapları en son 2006 yılında verilmekte olup, TÜİK artık GSYH hesaplarını sadece 1998 baz yılı fiyatlarına göre yapmaktadır. AKP’nin 2006 yılında GSYH serisinin baz yılını 1998 olarak değiştirip, hesapları geriye 1998’e kadar güncellemesi ile geçmiş yıllarda farkına varamadığımız kadar zenginleştiğimiz görülmektedir.

Acaba, kâğıt üzerinde ortaya çıkan bu zenginleşme nasıl sağlanmıştır?

Bilindiği üzere bir ülkenin ekonomisinde tüketicilerin, kamu idaresinin ve ithalatın etkisiyle, bir sektördeki değişikliklerin diğer sektörlerde sebep olduğu değişiklikleri tahmin edebilmek için “matriks” gösterim kullanan bir “girdi-çıktı modeli” (input-output modeli) kullanılır. Girdi-Çıktı analiz yöntemi, Rus asıllı ekonomist Vassily Leontief (1905-1999) tarafından ortaya atılıp, geliştirilmiş ve kendisine Nobel Ekonomi ödülü kazandırmıştır.

Girdi-Çıktı yöntemi, bir ekonominin sektörleri arasındaki ilişkileri tanımlar. Bir sektörün çıktısının (üretiminin) diğer sektörlerin girdisi (hammaddesi) olduğu durumundaki ilişkileri belirler. Leontief, bu bilgileri bir matriks halinde ifade etmeyi ve böyle bir modelle sektörler arası ilişkileri tanımlayıp ekonominin genel işleyişini açıklamayı başarmıştır.

Kâğıt üzerinde zenginleşmenin ipuçlarını, TÜİK’in yukarıda bahsedilen açıklamalarında görüyoruz. TÜİK, hesaplama yönteminde yapılan değişiklikler için;

“B. 1987 ve 1998 Bazlı Serilerin Karşılaştırılması

1. Yöntem Değişiklikleri

Ülkemizde mevcut 1987 bazlı GSYH serisi, Birleşmiş Milletler Ulusal Hesaplar Sistemi’ne (SNA 68) göre hesaplanmaktadır. İstatistik alanında Avrupa Birliğine uyum çalışmaları kapsamında, 1998 baz yıllı yeni seri, Avrupa Hesaplar Sistemine (ESA-95) uygun olarak hazırlanmıştır”

şeklinde belirtilen genel gerekçeden sonra, hesap farklılıkları için pek çok açıklama verilmektedir.

Ancak, GSYH hesaplarında gözlenen sıçrama şeklindeki anormal artışların ana sebebi, bu açıklamalar arasında, “imalat sanayi ve hizmetler sektöründeki katma değer hesaplamalarında sabit girdi-çıktı katsayısı [5]  kullanımından vazgeçilerek, yıllar itibariyle değişen girdi-çıktı katsayıları kullanılmaya başlanmıştır” şeklinde ifade edilmektedir.

TÜİK tarafından sözü edilen, GSYH hesaplarında her yıl “değişen girdi-çıktı katsayıları” kullanılması ifadesi, GSYH hesaplarının iktidarların istediği rakamı tutturmak için uydurulmuş bir teknik gerekçe olduğu fikrini uyandırmaktadır.

Bir sektörün çıktısı olan ürünü, değişik miktarlarda girdi olarak kullanan sektörlerde, eğer üretim teknolojisinde köklü bir değişiklik olmazsa, kullanılan girdi miktarında oransal olarak değişme olmaz, yani teknik üretim katsayıları (Leontief coefficient) ve bunlara bağlı olarak girdi-çıktı katsayısı (input-output coefficient) yıllara göre değişken değil, sabittir. Örneğin, polipropilen denen plastik hammaddesi üreten bir petrokimya tesisinden çıkan bu ürünün; % 50’sini kapı-pencere profili, % 40’nı su damacanası, % 10’nu tükenmez kalem üreten sanayiler kullansınlar. Her sektör bu hammaddeleri kendi içinde sırasıyla % 90, % 98 ve % 80 oranında kullanırken eğer üretimlerinde herhangi bir teknolojik değişiklik yoksa bu hammaddeyi üretimleri içinde her sene aynı oranda kullanırlar.

O nedenle, bu katsayılar sabit olduğu halde, GSYH hesaplarında değişken olarak kullanılırsa, sadece siyasi iktidarın istediği GSYH değerini tutturmak için her sene ayarlama yapılması mümkün olur.

Beş (5) numaralı dip notta açıklandığı üzere, teknik üretim katsayıları sabittir ve dolayısıyla girdi-çıktı katsayısı da sabittir. İmalat sektörü için bu katsayılar üretim teknolojisi ile sıkı sıkıya bağlı olduğu halde, değişken katsayıların kullanıldığı ifade edilen “Hizmetler Sektörü”nde somut bir meta dönüşümü olmadığından, konu bu kadar açık değildir. Hizmetler sektörünün GSYH içindeki payı % 70’lere tırmandığından, bu sektörde değişken katsayılar kullanıldığında GSYH’yı iktidarların istediği miktarda arttırmak çok kolaylaşır.

Nitekim 2007 senesinde Tayyip Erdoğan kişi başına millî gelirin (aslında kişi başına üretim değeri olan GSYH/Nüfus oranının) 8.000 $ olacağını ama bunu yeterli görmediklerini, rakamın 10.000 $ civarına çıkacağının müjdesini verdikten sonra, TÜİK rakamları revize ederek, bu değeri tutturacak şekilde GSYH miktarını girdi-çıktı katsayılarıyla oynayarak yükseltmiştir.

Hesap bazları değişti ama gerçekten zenginleştik mi?

Nasıl ki GSYH’daki artış ekonomik büyümenin göstergesidir, refahtaki gelişmenin de temel göstergelerinden bir tanesi “Fert Başına Millî Gelir” rakamındaki artıştır. Son yıllarda, özellikle 2007 yılından beri TÜİK, Millî Gelir hesapları yapmamakta veya yapıyorsa da yayınlamamaktadır. Bunun yerine iktidarın başı ve ilgili, ilgisiz bakanlar veya yetkililer fert başına millî gelir yerine, fert başına GSYH değerinin cari fiyatlarla dolar cinsinden değerini vermektedirler.

Fert başına millî gelir, adından da anlaşılacağı gibi bir GELİR’dir. Halbuki, siyasetçiler tarafından telaffuz edilen “fert başına GSYH”daki Gayrı Safi Yurtiçi Hâsıla bir gelir değil, üretim sırasında elde edilen katma değerlerin toplamı olan bir DEĞER’dir. O nedenle, bu değerin yani GSYH’nın önce gelire, yani Millî Gelir’e çevrilmesi gerekir. Değer ile Gelir arasındaki farkı basitçe anlatmak gerekirse şu örnek yararlı olacaktır:

Parası olmayan ama bir evi olan kişi, evini satmadan önce emlakçıdan evinin “değerinin” 100 TL olduğunu öğrensin. Satışa çıkardığı evini en yüksek fiyat verene 75 TL’na satsın. Bu durumda şahıs 100 TL’lik değerden, 75 TL gelir elde etmiş olur.

Benzer şekilde, “fert başına millî gelir” miktarını bulmak için GSYH’dan ne kadar Millî Gelir (MG) elde edildiği hesaplanmalıdır. Bu iki nicelik arasındaki ilişkiler şöyle formüle edilir:

GSYH’dan amortismanlar düşülünce Safi Yurtiçi Hâsıla (SYH) elde edilir:

SYH = GSYH - Amortismanlar

Safi Yurtiçi Hâsıla’ya, sübvansiyonlar eklendiğinde, Yurtiçi Gelir (YİG) elde edilir:

YİG = SYH + Sübvansiyonlar

Yurtiçi Gelir’e, Net Dış Alem Faktör Gelirleri (NDAG) eklendiğinde Millî Gelir (MG) elde edilir.

MG = YİG + NDAG

Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için TÜİK tarafından Gelir Yöntemiyle 1987 bazlı ve en son 2006 yılı cari fiyatlarıyla hesaplanmış olan GSYH verileri ile DPT’nin aynı yıla ait NDAG bilgilerinden yararlanarak hazırladığımız aşağıdaki MG hesap tablosunu irdeleyelim:

haluk_dural7

Görüldüğü gibi, 576,32 milyar TL’lik GSYH’dan (değerden) elde edilen Millî Gelir-MG (gelir) 439,21 milyar TL’dir. 2006 yılında Türk vatandaşlarının yurt dışına götürdükleri kaynaklar, getirdiklerinden 0,54 milyar TL daha fazla olduğundan NDAG negatiftir. Bu millî gelir rakamı, genellikle ortalama döviz kuru üzerinden dolara çevrilip, ait olduğu yıldaki nüfusa bölünerek, fert maşına millî gelir elde edilir.

Mevcut fert başına millî gelir verileri grafik halinde sunduğumuzda, tablo daha anlaşılır hale gelecektir:

haluk_dural8

TÜİK tarafından yayınlanan 1987 bazlı cari fiyatlarla hazırlanmış GSYH ve Millî Gelir verileri, ortalama döviz kurundan dolara çevrilip, her yıla ait nüfusa bölününce, 2006 yılına kadar Fert Başına Millî Gelir değerlerinin en düşük değerler olduğu görülür. Ancak, AKP iktidarının özellikle son yıllarda ekonomik mucizeler yarattığını belgelemek için, halk tarafından anlaşılmasının zor olduğunu bildiğinden, düşük olan MG rakamları yerine, yukarıda açıkladığımız şekilde iktidarın talebine göre üzerinde oynanmış olan GSYH’nın nüfusa bölünmesiyle elde edilen değerleri “fert başına millî gelir” diye açıklamaktadır.

Ancak, propaganda amaçlı telaffuz edilen bu yüksek GSYH/Nüfus rakamları, halkın artan fakirliği ile çelişmektedir. Çünkü gerçek fert başına millî gelir rakamları AKP’nin söylediği değerlerin yarısından bile düşüktür. GSYH’dan Millî Gelir’e dönüşüm için yukarıda verilen açıklamalar ve Tablo-5’den görüldüğü üzere Millî Gelir, (İşçilik Ücretleri+Brüt Kârlar+NDAG) toplamından oluşur.

MG = İşçilik Ücretleri + Brüt Kârlar + NDAG


Uygulanmakta olan vahşi soygun ekonomisi nedeniyle, işçilik ücretleri reel olarak düşmekte ve artan işsizlik nedeniyle de toplam “İşçilik Ücretleri” iyice azalmaktadır.

Keza, brüt kârlar için de aynı durum vardır. Uygulanan “değerli TL, ucuz döviz” politikası nedeniyle üretim maliyetleri yüksek, iç talep düşük olduğundan fiyat artışları ve dolayısıyla toplam brüt kârlar düşmektedir. Ayrıca, yabancı şirketler kârlarını yurt dışına çıkardığı için ülkemizde yapılan üretimden elde edilen bu gelirler, bizim Milli Gelirimizden çıkıp yabancı ülkelerin MG rakamlarına dâhil olmakta ve yurtiçi kârları azaltıcı bir etki yapmaktadır.

Buna ek olarak Türk vatandaşlarının yurt dışına çıkardıkları kaynaklar daha fazla olduğundan NDAG değerleri son yıllarda hep negatif olup giderek büyümektedir. Bütün bu sebeplerden dolayı, MG rakamları önemli ölçüde düşük olmalıdır.

TÜİK ve DPT, 2007 yılından beri MG ve millî geliri hesaplamakta kullanılacak olan gelirler yöntemiyle GSYH hesapları ve NDAG bilgilerini yayımlamadıkları için MG’i net olarak hesaplamak mümkün olmasa bile, Fert Başına Millî Gelir rakamının bugünlerde 4.000-5.000 dolar civarında olduğu tahmini, fazla hatalı olmayacaktır.

Bu tahmini destekleyen verilerden bir tanesi de temel sektörlerin GSYH içindeki paylarında yaşanan değişimdir. Özellikle 1980 Amerikancı darbesinden sonra IMF tarafından dikte ettirilip, Özal tarafından yürürlüğe konan ve halen pervasızca sürdürülen serbest piyasa ekonomisi ile tarım ve sanayi üretiminde köklü düşüşler yaşanmaktadır. Bu iki ana sektörün GSYH içindeki payları hızla azaltılarak, gerçek katma değer yaratmayan hizmetler sektörünün payı yükseltilmektedir. Böylece GSYH şişerken, üretimsizlik nedeniyle gelirler azalmaktadır.

haluk_dural9

Bu tablodaki en olumsuz etkenlerden biriside, sanayi sektörü içindeki lokomotif olan imalat sanayinin payındaki büyük düşüştür ki, üretimsizliğin en önemli belirtecidir. Nitekim 2007 yılında başlamış olan batı kapitalist sistemindeki ekonomik krize kapılan ülkelerdeki yaşanan krizin en önemli sebebi GSYH’nın sektörel dağılımında hizmetler sektörü payının benzer şekilde % 70’lerin üzerinde olması ve üretimin düşüklüğüdür.

GSYH’yı Satınalma Gücü Paritesi-SAGP cinsinden ifade ederken yapılan cinlik

GSYH ve Millî Gelir’in ne anlama geldiği ve nasıl hesaplandığını yukarıda ayrıntılı olarak anlattık ve GSYH’yı yüksek göstermek için girdi-çıktı tablolarında değişken katsayılar kullanılarak AKP’nin istediği değerlerin nasıl ayarlandığını açıkladık. Ancak hesaplardaki bütün bu açıklanan kalem oynatmalarına rağmen GSYH iktidarın başının istediği seviyelere ulaşmayınca, fert başına GSYH’yı satınalma gücü paritesi ile ifade ederken de rakamlarla oynama yoluna başvurulmuştur.

Satınalma Gücü Paritesi-SAGP nedir? [6]

Uluslararası gelişmişlik karşılaştırmalarında, ortak bir döviz kuruna dönüştürülen kişi başına GSYH değerleri kullanılmaktadır. Bununla birlikte, bu tür karşılaştırmalarda döviz kuru uygun bir değişim oranı olarak nitelendirilmemektedir. Döviz kuru kullanılarak ortak bir para birimine dönüştürülen harcamalar, sadece satın alınan mal ve hizmetin hacmini değil aynı zamanda ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını da yansıtmaktadır. SAGP, ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farkını gidererek gerçek mal ve hizmet hacminin karşılaştırılmasına yönelik yöntem arayışlarının sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

SAGP’nin temel amacı, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYH) ve bileşenlerinin uluslararası gerçek karşılaştırmasına yönelik göstergelerin elde edilmesidir. GSYH bir ülkenin ekonomik büyüklüğünü, fert başına GSYH ise o ülkede yaşayanların refah düzeyini gösteren en önemli göstergedir. SAGP, ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını gidererek GSYH ve bileşenlerinin bu tür uluslararası karşılaştırmalarına olanak veren ortak bir değişim oranıdır.

Satınalma Gücü Paritesi (SAGP), ülkeler arasındaki fiyat düzeyi farklılıklarını ortadan kaldırarak, farklı para birimlerinin satın alma gücünü eşitleyen bir değişim oranıdır. SGP, belirli bir mal ve hizmet sepetinin satın alınabilmesi için gereken ulusal para tutarlarının oranı şeklinde hesaplanmaktadır. Bu oran kullanılarak farklı para birimlerine dönüştürülen harcamalar, satın alınan mal ve hizmet hacmindeki farklılıkları yansıtarak, ülkeler arasında gerçek anlamda karşılaştırılabilir veriler sağlamaktadır.

SGP en basit şekilde, iki ülkede aynı tanıma sahip bir ürünün fiyat oranı şeklinde hesaplanır. Örneğin, 1 kg dana etinin fiyatı Türkiye’de 15 TL, ABD’de 20 Dolar ise; dana eti için 1 ABD Dolarının Satınalma Gücü Paritesi;

SAGP (Türkiye/ABD) = 15 TL / 20 ABD Doları = 0,75

olarak hesaplanır. Bu değer, dana eti için ABD’de ödenecek her bir Dolara karşılık Türkiye’de 0,75 TL ödeneceği anlamını taşımaktadır. Bu oran kullanılarak mevcut bir para ile ABD’de ve Türkiye’de satın alınabilecek dana eti miktarının karşılaştırılması sağlanır. SAGP tek bir ürün için değil, piyasada yer alan mal ve hizmetlerin genelini kapsayan GSYH ve harcama bileşenleri için de hesaplanmaktadır. Yukarıda Tablo-1’de verilen son üç yılın GSYH rakamlarını hatırlayalım;

haluk_dural10

Görüldüğü üzere, GSYH hesaplarında 2006 yılında 1987 bazlı seriden 1998’e geçmekle bir gecede sağlanan 127,2 milyar $’lık hayali zenginleşme AKP’ye yetmediğinden, yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı gibi girdi-çıktı tablolarının sabit katsayıları yerine değişken katsayılara geçip, onları da istedikleri gibi ayarlamalarına rağmen, ekonomide gelinen nokta halkı kandırmaya yetmemektedir.

Bu nedenle, GSYH’nın uluslararası mukayeseye uyarlanması için SAGP ile ifade etmek gerektiğinden, bu amaçla kullanılan SAGP rakamları için kullanılan rakamlar da değiştirilmiştir. SAGP cinsinden GSYH’yı hesaplamak için cari fiyatlarla TL cinsinden verilen GSYH değeri o yıla ait SAGP’ne bölünerek, GSYH dolar cinsinden ifade edilir.

Türkiye ekonomisi için SAGP değerleri nelerdir?

Bu konuda çalışmalar yapan çeşitli kuruluşların bütün ülkeler için verdikleri rakamlar arasında tam bir uyum yoktur. Türkiye için verilen değerler aşağıdaki Tablo-8’de görülmektedir.

haluk_dural11

Bu kadar farklı kaynakların verdiği SAGP rakamları arasında en basit olanı The Economist’in verdiği Bic MAC endeksi olup, güvenilir değildir. IMF tablosu, Dünya Bankası’nın 2005 yılı hesabını esas alarak hazırlanmaktadır.

Resmî Gazete’nin 25 Kasım 2010 tarih ve 27766 sayılı nüshasında [13]  yayınlanan düzeltmeden anlıyoruz ki, DPT tarafından hazırlanan 2011 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararının eki “2011 Yılı Programı”nın “Tablo II: 3- Fert Başına GSYH” tablosunda kullanılan SAGP rakamı, AKP iktidarını memnun etmediği için değiştirilmiştir. Yapılan değişiklikle 2010 yılı için IMF’nin 1,159 olan SAGP kullanıldığında, SAGP cinsinden GSYH küçülmekte olduğundan ve durum AKP tarafından beğenilmediğinden, GSYH’yı büyük gösterecek olan TÜİK’in 0,982 olarak verdiği rakam kullanılmıştır.

haluk_dural12

Böylece GSYH hesaplarıyla bir kez daha oynanarak zenginliğimize zenginlik katılmıştır.

AKP ekonomisi nereden beslenmektedir ?

Ekonomik büyümede mucizelerden (!) bahseden AKP, ülkemizi sekiz yıllık iktidarı döneminde çok büyük bir borç batağına sokmuştur. Gerek iç ve gerekse dış borç miktarları sekiz yıl gibi kısa sürede iki mislinden fazla artmıştır. 2010 yılı sonu itibariyle, kişi başına toplam borç tutarı 7.373,0 $’a yaklaşmıştır.

haluk_dural13

AKP, Cumhuriyet’in 79 yılda yaptığı borçtan çok daha fazlasını sekiz yılda yapmayı becermiştir. Ayrıca, bu dış borç yükü ile aynı sekiz yıllık dönemdeki cari açığın nasıl finanse edildiği de oldukça ilginçtir. Hazine Müsteşarlığı’nın Kasım 2010 sonu itibariyle hazırladığı veriler Tablo-11’de görülmektedir.

haluk_dural14

Sekiz yıllık AKP iktidarı döneminde toplam “Cari Açık” tutarı 219,7 milyar dolardır. Bu cari açığın; 94,8 milyar doları özelleştirmeler (yaklaşık 50 milyar) ve arazi, işletme hakları, şirket, arazi, konut vb satışlarla, 78,2 doları özel sektörün yurtdışından yaptığı borçlanmalarla, 87,1 milyar doları portföy yatırımları (borsaya giren yabancı paralar), hazine bonoları vs yollarla yapılan dış borçlanmalar olmak üzere toplam 260,1 milyar doları sermaye girişleriyle finanse edilmiştir.

Bu açığın 24,0 milyar doları T.C. Merkez Bankası’nın “Ödemeler Dengesi Bilançosu”nda görülen Net Hata ve Noksan faslından giren net miktardır. Bu konuya biraz daha değinelim. Bu fasılda görülen rakamlar, hiçbir bankada giriş ve çıkış kaydı bulunmayan, ancak anılan bilançonun dengelenebilmesi için giriş-çıkış miktarı hesapla bulunan kayıt dışı kaynağı belirsiz paralardır (büyük ihtimalle uluslararası beyaz zehir, insan ve silah kaçakçısı mafyaya ait olup, Türkiye’de aklanan kara para). TCMB verilerine göre 2002-2010 döneminde Net Hata ve Noksan faslından Türkiye’ye giren, çıkan ve Türkiye’de kalarak, cari açığın finansmanında işe yarayan, ancak kayıt dışı olduğu için, her türlü mafya, tarikat ve gladyö tarafından yapılan örtülü operasyonların ve siyasetin finansmanında yasadışı kullanılan paraların miktarı inanılmaz boyutlardadır:

haluk_dural15

Sekiz senelik AKP iktidarı döneminde Türkiye’ye giren-çıkan kayıt dışı para miktarı 106,546 milyar dolardır. Bu kadar büyük para bir ülkeye, hükümetlerin bilgisi ve izni ve yabancı gizli servislerin koruması olmadan girip çıkamaz. Bu kadar büyük kara para trafiğini görmemek, izlememek mümkün değildir. Ancak ne Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ve ne de Türkiye’yi denetleyen IMF ve benzeri uluslararası kuruluşlar bu büyüklükteki kara para aklanmasını görmektedirler.

Sonuç

Sonuç olarak, AKP’nin mucize (!) ekonomik büyüme rakamları, cefakâr halkımızın boğazından arttırarak 79 yılda yarattığı millî ekonomik varlıklarımızın vahşice yağmalanıp, batı kapitalist sistemine aktarıldığı, mafyalaşmış bir soygun düzenini gizlemek için uydurulmuş hayalî, kâğıt üzerindeki pembe tablolarda yer alan gerçek dışı sayılardan ibarettir.

Haluk DURAL - 13 Nisan 2011
Ulusal Strateji Merkezi – USMER İstanbul Başkanı



[1]  Gerçek değere dönüştürme endeksi. TÜİK’in kullandığı GSYH zaman serileri 1998 yılını baz alarak hazırlanmaktadır. Cari fiyatlar, 1998 yılı fiyatları 100 kabul edilerek sabit fiyatlara çevrilir.

[2]  28/10/2010 tarihli ve 27743 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de aslına uygun olarak yayımlanan, 12/10/2010 tarihli ve 2010/966 sayılı 2011 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararı, Dokuzuncu Kalkınma Planı, 2011 Yılı Programı, TABLO II: 2- Katma Değer Artış Hızları ve Sektörlerin GSYH İçindeki Payları, s. 13, TABLO II: 3- Fert Başına GSYH, s. 14

[3]  Türk vatandaşlarının yurtdışından elde ettikleri faktör gelirleri ile yurtdışına ödedikleri arasındaki farka Net Dış Alem Gelirleri-NDAG denir. Faktör Gelirleri = Üretim faktörlerinden (işgücü, sermaye, toprak, vb) elde edilen gelirler.

[4]  TÜIK, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla Güncelleme Çalışmaları - 1987 Ve 1998 Bazlı GSYH Serileri Arasındaki Farklılıklar, 8.03.2008

[5]  Girdi-çıktı katsayısı (Input-Output coeficient): Sektörler arasındaki girdi alışveriş oranı olan bu katsayı, her sektörden alınan girdinin, toplam çıktıya oranlanmasıyla bulunur. Xp = p sektörü (polipropilen) çıktısı, akp (=0,50), p sektörü çıktısının k sektörü (k=kapı-pencere profili) üreti¬mine kullanılan bölümü, adp (=0,40), p sektörü çıktısının d sektöründe (d=damacana) üretiminde kullanılan bölümü ve atp (=0,10) p sektörü çıktısının t sektöründe (t=tükenmez kalem) kullanılan bölümü ise; Xp = akpXp + adpXp + atpXp olur. Buradaki a teknik üretim katsayılarıdır (Leontief coefficient). Girdi-çıktı analizinde (Leontief input-output analysis), her sektörün üre¬tim fonksiyonu doğrusal (lineer) ve homojen olup, hesaplarda kolaylık amacıyla üretim kat¬sayıları sabit alınmaktadır. Bu teknik üretim katsayıları geçmişe ait rakamlardan ve istatistik yöntemlerle ya da eldeki projelere göre hesaplanabilir. Toplam propilen talebini bulmak için talep fonksiyonları yazılıp, oluşturulan matriks çözümlemesinde X : toplam üretim vektörü, C : toplam talep vektörü, I : kare birim matriks ve A : girdi-çıktı matriksi (katsayısı) olarak tanımlanırsa; X= AX + C olarak yazılıp, toplam propilen talebi için Xp = (1-A)-1C bulunur. Teknolojik nedenlerle a teknik üretim katsayıları sabit iken, bunların matriksi olan A girdi-çıktı katsayısı değişken olamaz.

[6]  TÜİK Satınalma Gücü Paritesi Sorularla Resmi İstatistikler Dizisi-4, sayfa-1, Yayın No : 3145, Nisan 2008

[7]  http://www.imf.org/external/pubs/ft/weo/2010/02/weodata/weorept.aspx?sy=2008&ey=2015&scsm=1&ssd=1&sort=country&ds=.&br=1&c=186&s=PPPEX&grp=0&a=&pr1.x=33&pr1.y=13

[8]  http://stats.oecd.org/Index.aspx?datasetcode=SNA_TABLE4

[9]  Penn World Table, version 7.0 http://pwt.econ.upenn.edu/, 2010 değeri H. Dural tarafından hesaplanmıştır.

[10]  http://www.tuik.gov.tr/VeriBilgi.do?tb_id=20&ust_id=6

[11]  http://data.worldbank.org/indicator

[12]  http://www.oanda.com/currency/big-mac-index

[13]  Resmî Gazete 25 Kasım 2010 PERŞEMBE, Sayı : 27766DÜZELTME28/10/2010 tarihli ve 27743 sayılı mükerrer Resmî Gazete’de aslına uygun olarak yayımlanan, 12/10/2010 tarihli ve 2010/966 sayılı 2011 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Bakanlar Kurulu Kararının eki “2011 Yılı Programı”nın “TABLO II: 3-Fert Başına GSYH” tablosunda (Resmî Gazete Sayfa: 14) yer alan 2010 yılı için Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP) (ABD Doları/TL) “1,159” rakamı “0,982”, SAGP Göre Fert Başına GSYH (ABD Doları) “13 038” rakamı “15 392” olarak, 2011 yılı için Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP) (ABD Doları/TL) “1,211” rakamı “1,025”, SAGP Göre Fert Başına GSYH (ABD Doları) “13 653” rakamı “16 126” olarak; Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı’nın 24/11/2010 tarihli ve 4293 sayılı yazısı üzerine düzeltilmiştir.

[14]  http://www.hazine.gov.tr/irj/go/km/docs/documents/Treasury%20Web/Statistics/Economic%20Indicators/egosterge/Sunumlar/Ekonomi_Sunumu_TR.pdf

Yazarlar

SP_WEATHER_BREEZY

16°C

Istanbul