habip_hamza_erdem2_225

Savaşa Sürüklenmek! (2)

Deniliyor ki ‘Türkiye Suriye’nin üzerine sürülmek isteniyor’.

Yani ‘Türkiye’nin öyle bir ‘niyet’ ve ‘amacı’ yok ama, birileri sürüklüyor.

“Haydi canım sende!”

‘Türkiye’ dediğiniz ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ olsa, dediğiniz doğru olabilir.

Ancak ortalıkta ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ yok ki.

‘Devlet’ denilen şey, sınırları belli bir toprak üzerinde yaşayan halkın şu ya da bu biçimde ‘bir arada yaşama’ istencinin yasa ve kurala bağlandığı  ‘tüzel kişilik’ değil midir?

Yani ‘burjuva devlet-ulus’.

Eğer ‘Türkiye’ denildiğinde bu tür bir ‘burjuva devlet-ulus’ anlatılmak isteniyorsa; bu doğru değildir.

Çünkü içinden geçmekte olduğumuz ‘globalleşme süreci’nde ‘ulusal burjuvazi’ diye bir ‘burjuva sınıfı’ kalmadı ki, onun bir ‘devlet’i ola.

O da kalkıp ‘kendi devleti’ni Suriye’dekinin üzerine süre.

Zavallı halk tabakaları da ‘kendi istençleri’ dışında böylesi bir ‘savaş’a sürüklenmiş olalar.

Türkiye’yi Suriye ile savaşa sürükleyen, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni ele geçirmiş olan ‘uluslararası burjuvazi’dir.

‘Uluslararası burjuvazi’nin Türkiye’deki bayii, acente ve temsilcileridir.

Onlar Türkiye halkının, yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran ulusun temsilcileri değildirler.

Eğer Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran ulus, kendi devletine sahip olabilse ve doksan yıl gibi bir sürede onu ‘ulus-devlet’e dönüştürebilse idi ne Suriye, ne Kuzey Irak ve ne de herhangi bir ülkeyle savaşa yeltenmez idi.

Ve onu kimse sağa-sola sürükleyemez idi.

Şimdi bu ‘kuramsal savlar’ okuyucuya sıkıcı gelebilir.

Ancak içine ‘sürüklenmiş’ olduğu ortamı açıklayabilmenin başka yolu da yoktur.

ABD düşünce kulüplerinin raporlarında yazılanlardan mı öğrenilecek?

Uluslararası sermayenin yazılı ve görsel basınından mı?

Yoksa uluslararası sermayenin yurtiçindeki temsilcilerinin açıklamalarından mı?

Türkiye’yi sürükleyenler ‘sürükleme gerekçeleri’ni değil ‘sürükleme bahane’lerini sıralayabilirler ancak.

Yalan ve dolanlarını.

Çalmak istedikleri minareler için hazıladıkları kılıfları anlatabilirler.

Söyledikleri yalanları gizlemek için giderek daha büyük yalanlar uydurabilirler.

Ve bu yalanlar ya ‘gizli’ ve ya da ‘gizemli’ olgulara dayandırılmak durumundadırlar.

Biz ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak için çabalıyoruz’ diyecek değillerdi ya.

‘Türkiye halkı’nı ‘bölmek’ için..

‘Türkiye’yi ‘savaşa sürüklemek’ için ‘görevlendirildik’ mi diyecekler ?

Doğrudur; ‘Türkiye Suriye ile bir savaşa sürüklenmekte’dir.

Ancak sürükleyenler, şu anda ‘Türkiye’nin yönetimini ‘ele geçirmiş’ olanlardır.

Ve bu savaş onların ‘varoluş savaşı’dır.

Onlar varoldukları sürece bu ‘savaş hali’  de devam edecektir.

Bugün Suriye ile yarın İran ya da Irak ile.

Sanki ‘Türkiye halkının yazgısı’ böyle imiş gibi.

Bir ‘halkın kendi yazgısını kendisinin belirlemesi’ kendi devletine sahip olabilmesinden geçmektedir.

‘Ulus-Devlet’ olabilmek de denilebilir.

Bu da ‘Büyüklerimiz bilir’ kolaycılığından kurtulmakla başlar.

Bir yurttaş nereye ‘sürüklendiğini’ bilmiyor ise, onun ‘büyükler’ınin de ‘devlet’inin de nereye sürüklendiğini bilmek olanaksızdır.

Bugün Türkiye’nin adım adım ‘Dünya Savaşı’na yolaçacak bir ‘maceraya sürüklendiği’ni bileniniz var mı?

*** *** ***
“Benim oğlum bina okur...” demeyin.

Türkiye’yi adım adım ‘Dünya Savaşı’na sürükleyenlerin, kalkıp biz aynı zamanda ‘Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yıkmak için çabalıyoruz.. Türkiye halkını ‘bölmek’ için çabalıyoruz” diyecekleri günleri mi bekliyeceğiz?

Bakınız bir adım daha atarak, ‘Türkiye toprakları aynı zamanda NATO topraklarıdır’ demek noktasına gelmişlerdir.

Bu ‘Alafranga’ca ‘sizin bu topraklar üzerinde söz hakkınız kalmadı’ demektir.

Daha nasıl desinler, Tanrı aşkınıza, nasıl?

Habip Hamza ERDEM - 02 Aralık 2012

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Cloudy

7°C

Istanbul