korkulu_yil_2012_225

Savaşın Ekonomi Politiği!

El ilanları vardır kalabalık yerlerde dağıtılan.

Metro çıkışlarında Afrikalı marabu’ların el ilanları en sık rastlanılanlardandır.

Zengin olmak mı istiyorsun? Üç oturumda zengin olmak yolunu öğrenebilirsin.

Sevgilinden mi ayrıldın? İki oturum parasını öde sevgilin geri dönsün.

Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı diye merak mı ediyorsun?

Zambiya’lı Dambisa Moyo’ya sor, söylesin.

Bu kadıncağız ekonomist bir ailenin çocuğu aslında. Harvard ve Oxford’dan diplomalarını almış. Dünya Bankası ve Goldman Sachs’da çalışmış.

‘Marabu’nun okumuşu yani.

Diyor ki; ‘Üçüncü Dünya Savaşı’nın çıkması ‘kuvvetle muhtemel’dir.

Neden derseniz, ‘kıt kaynaklar’ yüzünden.

Bakınız, kadıncağız tam bir ‘ekonomist’.

Ekonomi politikçi değil.

Çözümlemelerini marksist ‘kar oranlarının azalma eğilimi’ne, ‘aşırı üretim’ bunalımlarına falan dayandırmıyor.

Ricardo gibi ‘kaynakların kıtlığı’na; Malthus gibi ‘nüfus artış hızı’na dayandırıyor.

Tam bir ‘klasik ekonomist’.

Diyor ki dünya nüfusu 1950’lilerde ikibuçuk milyardı, bugün yedi milyarı aştı.

2030’larda şuraya 2050’lerde buraya dayanacak.

Küresel ısınma, su kıtlığı falan da cabası.

En önemlisi de ‘Sarı tehlike’ artık gerçek bir tehike olduğunu göstermekte.

Dünya ekonomisinin en kararlı ve hızlı gelişeni Çin’de değil mi?

Nüfusu zaten hem Avrupa’dan hem de Kuzey Amerika’dan fazla.

Başkentine her gün ikibin yeni araba giriyor.

‘Demir, kömür ve şeker, ve kırmızı bakır ve mensucat’’ en çok Çin’liye gerek.

En çok da doğal gaz ve petrol..

Parası derseniz istemediğiniz kadar var.

Sadece ABD’nin Çin’e olan borç miktarı ile üç-beş Arap şeyh’liğini satın almak işten bile değildir.

Ancak para dediğin, atalarımız ne güzel söylemiş, ‘el kiri’ değil de nedir?

Burada bir parantez açıp bir anımı anlatmak isterim.

Kuzenim Grenoble’da ekonomi doktorası yapıyor idi.

Neredeyse yirmi yıl oldu.

Konusu da ‘Türk Banka Sistemi’nin Avrupa’ya uyumu’ mu ne?

Yani neresinden bakılırsa bakılsın gelip ‘para’ya dayanmakta.

Bir gün telefon etti; ‘Abi bu para dediğimiz de ne?’ diye sordu.

O, o kadar büyük soruyu sormasını becerdi de ben küçücük bir yanıt vermesini beceremeyecek miyim?

‘Yavrum el kiri olduğunu hala öğrenemedin mi?’

Ne var ki, o aralar yine Fransa’da ‘yok satan’, şimdi yazarını anımsamadağım bir kitap var; başlığı ‘Paranın şiddeti’..

El kiri mel kiri ama ‘şiddeti’ de olan bir şey bu para denilen şey.

Yeniden konumuza dönecek olursak, diyordum ki, Çin’in parası var ama istediği malı istediği yerden alamıyor.

ABD ve Avrupa, petrol ülkelerine ya doğrudan el koyuyorlar ya da parçalayıp dolaylı olarak denetimlerine almak istiyorlar.

Şimdi siz Çin’in yerinde olun ve paranız olduğu halde doğal gaz ya da petrol alamadığınızı düşünün bakalım.

Paranızın gerçekten ‘el kiri’ olduğunu anlamaz mısınız?

Ya da, tersini düşünelim; önce Irak'tan sonra Libya’dan almanız engellenmiş olsun. Son çözümlemede ‘paranın zoru’yla hem de..

Suriye davası ile yavaş yavaş İran’dan da engellenmeye çalışıldığını görüyor olsanız.

Sarı öküz davası gibi, yavaş yavaş kapı komşularınızdan da engellenmeye çalışılıyor olsun.

Bir noktada ‘yetti artık’ demez misiniz?

İşte Suriye olaylarının gerisindeki Çin desteği bundan başkası değildir.

Siz habire Esed-Mesed diye diretirseniz bu ‘savaş’ın ‘müsebbibi’ olursunuz.

Ve bugün Türkiye’nin ‘tam gaz’ bu yolda olduğunu söylemek bile fazla.

Zambiyalı Dambisa Moyo’nun çözümlemeleri de gelip buraya dayanıyor sonunda.

Demek ki ne oluyormuş?

Sağdan da bakılsa, soldan da bakılsa ‘bu savaş’ çıkabilecek gibi miş.

‘Her hal ve karda’ mı ne?

Habip Hamza ERDEM - 07 Ekim 2012

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yazarlar

Mostly cloudy

18°C

Istanbul