Büyük Taarruz

Seksen alti yıl önce bugün,
Türkiye tarihinin en kritik saatleri yaşanıyordu.

Büyük Taarruz için tüm hazırlıklar tamamlanmış, emirler verilmiş, nefesler tutulmuştu.
''Ateş'' emri için geriye sayım başlamıştı.

O emir de 26 Ağustos sabaha karşı verilecekti.

Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı,
bugünkü Türkiye'nin temelidir.


Tarihte bu kadar özverili,
bu kadar akıllıca kazanılmış bir zafer daha var mıdır,
bilmiyorum.

Bu zafer, sadece düşmanın denize dökülmesi olayı değildir.

Bu zaferle Türk milletini Anadolu'dan atma,
o da olmazsa Sakarya'nın doğusuna hapsetme planları
suya düşürüldü.

Emperyalist güçlerin tüm şeytanlıkları bu zaferle önlendi.

Öyle ki,
muzaffer Türk orduları
işgalci Yunan güçlerini önüne katıp Ege'ye doğru kovalarken bile
İngilizi, Fransızı devreye girip
ateşkes sağlamaya çalıştılar.

Hiç olmazsa Ege'nin bir bölümünü,
o da olmazsa İzmir ve çevresini
Yunanlıların elinde tutma gayretine giriştiler.

Ama karşılarındaki adam farklı bir adamdı.

Mustafa Kemal ,
müttefiklerin görüşme taleplerine hemen cevap verdi:

''Neden olmasın,
9 Eylül günü Nif'te (Kemalpaşa'da) bekliyorum.''

Orası hâlâ Yunan işgali altındaydı ve

Mustafa Kemal kurtaracağından emin olduğu
Kemalpaşa'da İngiliz ve Fransızlara randevu veriyordu.

Şeytani hesaplarla dalga geçen şu sözleri daha sonra söyleyecekti:

''Efendiler,
ben söz verdiğim tarihte oradaydım,
ama onlar yoktular.''

Orada olamazlardı,
çünkü Türk orduları,
Başkomutan'ın emrini yerine getirmişler ve
İzmir rıhtımına varmışlardı.

''Uyanıklar'' sadece
Yunan ordularını Anadolu'ya salan,
son ana kadar da Ege'nin bir kısmını olsun
elde tutmaya çalışan güçler değildi.

Ankara'da da bazı uyanıklar
Mustafa Kemal'e talimat vermeye çalıştılar.
Hem de telgrafla:

''Askeri görevleriniz bitmiştir,
Ankara'ya dönünüz,
bundan sonraki diplomatik girişimleri
hükümetimiz yapacaktır.''

Uyanıklar, dedik ya...

Akılları sıra
muzaffer Başkomutan'ı devre dışı bırakacaklar,
müttefiklerle barış yapacaklar ve
yeni Türkiye'yi de 'ekmeğini yedikleri için minnet borcu' duydukları
Halife'nin ve hilafetin çıkarları doğrultusunda kuracaklardı.

Çok zekiler ya...

Aldıkları cevap,
İngiliz ve Fransız konsoloslarının aldıkları cevaptan daha az çarpıcı değildi:

''Ne askeri görevlerim bitmiştir ne de diplomatik girişimlerden vazgeçerim. Siz buraya gelin.''

Bu tavrın sonu Mudanya'dır, Marmara, İstanbul ve Trakya'nın kurtarılmasıdır; giderek Lozan'dır ve Türkiye Cumhuriyeti'dir.

Ama bunların çoğu bilinmez.
Daha doğrusu Türkiye'de çoğu insan bunları bilmez.
Çünkü okullarda okutulmaz.
Kurtuluş Savaşı'nda ve Büyük Taarruz'da özellikle bugün
bilinmesi gereken o kadar ayrıntı var ki...

Hikmet BİLA

2006 senesinde Buyuk taarruzun 84. seneyi devriyesinde yazilmistir.

Kaynak : http://sudakiates.blogspot.com/search/label/Ger%C3%A7ek%20T%C3%BCrk%20Tarihi

Son Yazılar