Bazı sözler, yargılar, dahası uyarılar, hiçbir zaman geçerliliğini yitirmezler, eskimezler. Hep günceldirler. Bakın, işte Atatürk günümüzde olup bitenler için ne diyor, bizleri nasıl uyarıyor:
“Ülkemizde pek çok yabancı parası akıyor ve birçok propagandalar yapılıyor. Bundaki amaç pek açıktır ki, ulusal hareketi sonuçsuz bırakmak, ulusal emelleri felce uğratmak, Yunan, Ermeni emellerini ve vatanın bazı önemli bölümlerinin işgali amaçlarını kolaylaştırmaktır.”
Sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Bununla birlikte her dönemde, her ülkede ve her zaman ortaya çıktığı gibi bizde de yürek ve sinirleri zayıf, algılama yeteneğinden yoksun insanların yanı sıra kişisel gönenç ve çıkarını vatan ve ulusunun zararında arayan sefiller de vardır. Doğu işlerini yürütmekte ve zayıf noktaları arayıp bulmakta pek becerikli olan düşmanlarımız ülkemizde bunları sanki bir örgüt durumuna getirmişlerdir.”(23 Temmuz 1919’da Erzurum Kongresi’ni açış konuşması)

Dikkat etmemiz gereken bir başka önemli gerçeğin altını çizerek diyor ki:
“Varlığımızı korumak için, geleceğimizi, bağımsızlığımızı sağlamak için ortadaki düşmanları görüyoruz ve düşmanlarımızın emellerini yakından biliyoruz. Ve düşmanlarımızın bu emellerini elde etmek için uygulayacakları güçleri de biliyoruz. Fakat düşmanlarımız kendi ihtiraslarını bizim yok olmamızla sağlamak için ellerindeki güçlerden hiçbirini kullanmıyorlar. Tam tersine, amaçlarına ulaşabilmek için en kuvvetli keşfettikleri vasıta yine bizi birbirimize çarptırmaktan ibaret olmuştur.”
(TBMM, 24 Nisan 1920)
O halde ne yapmalıyız?
“Ulusun tarihinde bazı öyle dönemler vardır ki belirli amaçlara erebilmek için maddî ve manevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı yöne yöneltmek gerekir... Ülkenin ve devrimin içerden ve dışardan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması gereklidir. Aynı cinsten olan kuvvetler ortak amaç yolunda birleşmelidir.” (Demeç; Vakit Gazetesi, 25 Mart 1931)
Ya şu uyarısına ne demeli:
“Hiçbir vakitte, millet tarafından milletvekili seçilen kişilerin erk ve kıymetlerini küçültmek, kısmak taraftarı değiliz. Yalnız.... Milletvekili sıfatını taşıyan bazı adamlar.... milletin içine girip bozgunculuğa memur edilmişlerdir. Bu nedenle bunlar uluorta gelip burada [TBMM’de] oturabilecekler mi? İçimize gelip oturduktan sonra cezaevine götürmek ister miyiz?” (TBMM, 9 Mayıs 1920)
Yanıtını siz verin!
Avrupa Birliği’nin öneri ve dayatmaları için ise yargısı ve uyarısı çok açık ve kesin:
“Artık durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa’dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa’nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa’dan almak gibi birtakım düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.” (TBMM, 6 Mart 1922)
Ve çoktandır unutulan bir gerçeği bu kere biraz da hiddetlenerek yüzümüze vuruyor:
“Biz hayatını, istiklalini kurtarmak için çalışan emekçileriz, zavallı bir halkız! Mahiyetimizi bilelim. Kurtulmak, yaşamak için çalışan ve çalışmaya mecbur olan bir halkız! Binaenaleyh her birimizin hakkı vardır, selahiyeti vardır. Fakat çalışmak sayesinde bu hakkı kazanırız. Yoksa arka üstü yatmak ve hayatını emek harcamadan geçirmek isteyen insanların bizim toplumumuz içerisinde yeri yoktur, hakkı yoktur. O halde ifade ediniz Efendiler! Halkçılık, toplumsal düzenini emeğine, hukukuna dayandırmak isteyen bir toplumsal öğretidir [“meslek-i içtimaîdir”, doktrindir]. Efendiler! Biz bu hakkı korumak, istiklalimizi emin bulundurabilmek için tüm toplumca, tüm milletçe bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı milletçe savaşımı uygun gören bir düşünceyi takip eden insanlarız. Binaenaleyh bu ve bu gibi teşkilatla ve izahatla hükümetimizin dayandığı esasın, toplumbilime [” ilm-i içtimaî “, sosyoloji] dayanan bir esas olduğunu açık bir surette görürüz! Fakat ne yapalım ki demokrasiye benzemiyormuş, sosyalizme benzemiyormuş, hiçbir şeye benzemiyormuş! Efendiler, biz benzememekle ve benzetmemekle iftihar etmeliyiz! Çünkü biz bize benziyoruz Efendiler!”
(TBMM, 1 Aralık 1921)
Atatürk, daha ne desin, ne yapsın, daha nasıl uyarsın bizi!...

27.09.2009
Yeniçağ Gazetesi

Prof.Dr Çetin YETKİN

http://www.yenicaggazetesi.com.tr/

Son Yazılar